<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-3490042627249117773</id><updated>2012-02-29T05:35:05.797-08:00</updated><category term='denemeyişler'/><title type='text'>Akkaplı</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://akkapli.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3490042627249117773/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akkapli.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Ozgur Ozan Cakmak</name><uri>https://profiles.google.com/109462684658928532035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh3.googleusercontent.com/-EWHHnsuKXc8/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAAa8/5lWAQPbZkfE/s512-c/photo.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>36</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3490042627249117773.post-1975199750062057605</id><published>2012-02-19T07:25:00.000-08:00</published><updated>2012-02-19T07:25:15.550-08:00</updated><title type='text'>Neler öğrenildi vol. bilmemkaç</title><content type='html'>&lt;br /&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Beyaz tavşanı izlerseniz kafadan sıçıyorsunuz. Zira ya mavi hap kırmızı hap geyiğine gidiyorsunuz ya da Alice gibi sürreel maceralardan maceralara koşuyorsunuz. Üç kuruşluk huzurun içine etmemek için beyaz tavşanlar izlenmeyecek hatta koşarak kaçılacak.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Bir önceki posttan ötürü bir kızla buluşulduğunda baştan yazılıp yazılmayacağına karar verilecek ve bir belgeye imza atılarak bu resmi bir hale sokulacak ki sonradan baş, kıç ağrımasın.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Bir oyunda, oyun size durduk yerde silah şu bu veriyorsa hemen save atılacak zira hemen ardında kaşıkla&amp;nbsp; verdiğini kepçeyle alacak bir ekşın dönecek demektir.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;İşten istifa edilirse, işe iade davası açılmayacak. Hem süper yüzsüzlük hem de süper mantıksız? Manyak mısınız lan.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Bir kafeye gidildiğinde adam gibi hizmet almak için yanda giyinik şişme kadın bulundurulacak. Ya da "x alabilmek için kimi öldürmem lazım" diye atarlanılacak. Diğer türlü onyıllar geçse, sizin cesediniz iskelet haline gelse bile hizmet alamamak pek mümkün.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Benzer bir biçimde kafeden çıktığınızda eli arkaya gitmeyen hominidler öldürülecek. Buz gibi zaten, köylü adetler yüzünden hastalanmak istemiyorum.&amp;nbsp;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Kahveli votka güzel şeymiş, daha fazla bütçe ayrılıp daha fazla tüketilecek.&amp;nbsp;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Olmaz olmaz taç alın diye iki kasa altın verilirse sikko bir biçimde ağaç dallarından yaptığınız taç krala götürülmeyecek. Kan alırlar kamil, kan!&lt;/li&gt;&lt;li&gt;İnsanlar oldukça redundant şeyler olduklarından kimseye haddinden fazla değer verilmeyecek. Aksi ispat edilmedikçe bayağı listesine alınıp ona göre davranılacak.&amp;nbsp;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3490042627249117773-1975199750062057605?l=akkapli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akkapli.blogspot.com/feeds/1975199750062057605/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://akkapli.blogspot.com/2012/02/neler-ogrenildi-vol-bilmemkac.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3490042627249117773/posts/default/1975199750062057605'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3490042627249117773/posts/default/1975199750062057605'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akkapli.blogspot.com/2012/02/neler-ogrenildi-vol-bilmemkac.html' title='Neler öğrenildi vol. bilmemkaç'/><author><name>Ozgur Ozan Cakmak</name><uri>https://profiles.google.com/109462684658928532035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh3.googleusercontent.com/-EWHHnsuKXc8/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAAa8/5lWAQPbZkfE/s512-c/photo.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3490042627249117773.post-8335023643168172189</id><published>2012-02-19T06:57:00.003-08:00</published><updated>2012-02-19T07:02:09.684-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='denemeyişler'/><title type='text'>(Standart) Türk Kadınına Güzelleme</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-NRRzyoJZ880/T0EOyL9MyXI/AAAAAAAAAmc/Ww5-lYd33LM/s1600/hurrem-sultan-taclari.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://4.bp.blogspot.com/-NRRzyoJZ880/T0EOyL9MyXI/AAAAAAAAAmc/Ww5-lYd33LM/s320/hurrem-sultan-taclari.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Selamlar kadim dostlar!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Keyifler nasıl? Umarım benimkisinden iyidir, sıhhat ve mutluluk içerisinde yüzüyorsunuzdur. Şehr-i istanbul soğuklarla iyice boku çıkan bir hale bürünürken sıcak çayınız veya kahveniz ile okuduğunuzu düşünmek istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi, hasbelkader oldukça sıkıntılı, sıkıntılı olduğu kadar da gülünç bir duruma girmek istiyorum. İki çay kahve içtiğiniz cins-i latiflerin kendilerini "yazılıyor" hissetmesi mevzusu bu. G. bu konuya niye atarlandığım konusunda beni çok güzel payladı lakin yine de bahis etmezse ölecek hastalığına yakalandığımdan sizle de paylaşacağım bu durumu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kim olduğu önemli değil, bir arkadaşıma iki çay bir nargile içtikten sonra kendisinden "bak ben seni öyle görmüyorum" minvalinde bir cümle geldi. Yazarınız bu durumu süper bir şaşkınlıkla karşıladı zira bu yanıdın öncesinde gelen cümlecik olan "Ya ben senden hoşlanıyorum" kelamı benim karasularıma bile girmemiş haldeyken böyle bir cümle duymak bambaşka oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mevzuyu biraz deşelim, elimize neşterleri alıp. Şimdi, demek oluyor ki bir hanımkızımızla çay, kahve ve bilimum içilen nesneyi dışarıda bir yerlerde tüketince bunun adı "yazış" oluyor. Bunu ister amaçlayın, ister amaçlamayın böyle okuyor karşı taraf. Bunun içerisinde süper bir kendini beğenmişlik gizli değil mi? Dünya etrafımda dönüyor tribi değil mi bu? Dahası bu minvalde ilişkilerini erkekler sıralarsa otomatik olarak piç oluyor, işte kelama gelirse "Evlenilecek kız" ile "Eğlenilecek kız" gibi bir ayrım yaptığınız anda bingo, sıçtınız. Ancak ve lakin karşınızdaki hanımkızınız böyle bir ayrım yapar da siz atarlanırsanız - hop anlayışsız siz oluyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yapmayın bunu arkadaşlar. Etrafınızdaki her çüklü varlık size yazmak için sizinle buluşmuyor. Hani bazen, biliyorsunuz hepimiz insanız, herhangi bir duygusal, fiziksel çekim olmadan da sadece iyi vakit geçirilebildiğiniz için sizi arıyor soruyoruz. Ve durduk yerde böyle bir cümleyi beylik tabancadan atılan 9mm kurşun gibi patlattığınızda karşınızdaki kendini en iyi ihtimalle tacizci gibi hissediyor ve sizinle olan bütün ilişkisini gözden geçirerek sizin aldığınız sözde önlemden daha etkili bir biçimde sizi hayatından şutlayabiliyor. Zira bu cümle edildikten sonra ben kendi adıma hangi davranışımın nasıl okunacağı konusunda dilemmalara düşüyorum. "Lan neyin nasıl okunacağına kafa yormaya başladıysam, kırırım ben böyle işi!" kararına gelmek de pek fazla bir kognitif aktivite gerektirmiyor. Ha, eminim etrafınızda son amaç olarak sizi şaapmak olan erkekler sizinle olan her görüşmeyi artı hanesine bir şey olarak kazıyordur lakin herkes böyle değil. Nitekim izlediğiniz Hürrem Sultan triplerine giriyorsunuz da, karşınızdaki herkes Osmanlı sarayından çıkma değil.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3490042627249117773-8335023643168172189?l=akkapli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akkapli.blogspot.com/feeds/8335023643168172189/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://akkapli.blogspot.com/2012/02/standart-turk-kadnna-guzelleme.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3490042627249117773/posts/default/8335023643168172189'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3490042627249117773/posts/default/8335023643168172189'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akkapli.blogspot.com/2012/02/standart-turk-kadnna-guzelleme.html' title='(Standart) Türk Kadınına Güzelleme'/><author><name>Ozgur Ozan Cakmak</name><uri>https://profiles.google.com/109462684658928532035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh3.googleusercontent.com/-EWHHnsuKXc8/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAAa8/5lWAQPbZkfE/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-NRRzyoJZ880/T0EOyL9MyXI/AAAAAAAAAmc/Ww5-lYd33LM/s72-c/hurrem-sultan-taclari.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3490042627249117773.post-7577538542346940807</id><published>2011-12-13T01:11:00.000-08:00</published><updated>2011-12-13T14:26:00.412-08:00</updated><title type='text'>Sanat filmleri ve kızlar...</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-9_pSYtvd1xo/TufQhCE9j7I/AAAAAAAAAhg/VMXS_n_Jplg/s1600/asd.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://3.bp.blogspot.com/-9_pSYtvd1xo/TufQhCE9j7I/AAAAAAAAAhg/VMXS_n_Jplg/s320/asd.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Hiç güzel bir kızla beraber vakit geçirmek adına avrupalı entellerin ve entel geçinenlerin "kült" diye adlandırdığı filmleri izlemek zorunda kaldığın oldu mu ey okur. Benim oldu, ve böyle kült olarak addedilen filmleri izlediğimde bir bok anlamadım hiç. Doğu Avrupalı soyadlara sahip abuk subuk bir hikayeyi anlatamadığını düşündüğüm filmlerdi hep onlar, anlatamadığı hikayenin içersinde hayatın anlamını saklıyormuş gibi lanse edilen filmler. Bilirsin sen de şimdi o filmleri. Genelde bu manyak tarzı filmleri sevenler güzel kadınlar oldukları için izlemek ve fransız sanat filmlerine denk bir sıkıcılığa sahip olsa da sonrasında kafayı sallayıp "hı hı çok güzelmiş" demek zorunda kalmam tamamiyle bu yüzden hep. Sen de orada okurken benzer şeyi yakışıklı bir erkek veya güzel bir kadın için yapmamış olduğunu düşünüp seviniyorsan yalancısın, yapmayacağını düşünüyorsan hem salak hem yalancısın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nedendir &amp;nbsp;bilinmez bu tarz vakit öldürmelerin bir işe yarayacağını düşünürdüm ben. İşte ortak vakit geçiriyoruz, film, yalnızız falan. Filmin sıkıcı olduğunu düşünür bir hamle yapmaya kafayı çevirirsin, gördüğün şey ekrana kitlenmiş bir insandır. Senin sıkıcı bulduğunu çok ilgiye değer, senden fazla ilgiye değer bulmuştur. Mal mal kalırsın orada, bir yerden sonra film bitse de gitsek demeye başlarsın kendi kendine. Vaktini bu derece boktan bir filme gömdüğüne inanamaz halde eve gider kafayı gömer uyursun. Filmden zaten ruhun kararmıştır, manasız diyaloglar, anlamsız çekimler... Kadının birisi çıplak çıkar mesela balkona, "derin bir anlam var" bakışı ile bakmak zorundasındır o iki memeye. Tarihte bir çift memeye olduğundan fazla anlam yükleme çalışması yanında oturan bir çift memeye ulaşma amacındandır, beyhude ama denemeden ötürü on puan verilen başarısız çabalar işte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşin tuhafı ben bu kadar düz bir adam değildim ya. Okudukça düzleşen tek insanım sanırım - başarılar arasında sırıtan dev bir başarısızlık abidesi. Gidip tapınıp tapınıp durursun, düzlük kafa açan bir şey çünkü. İki bira açıp kafaya dikmenin verdiği hayatın anlamını 2 saatlik siyah beyaz saçma sapan filmlerde arar durursun mal gibi tek başına. Tek başınasındır zira sen orada hatunun gönlüne gideceğim derken bir erkeğin düşebileceği en boktan pozisyona, yani gay olmayan gay arkadaş statüsüne çakılırsın. Sevgililerini anlatır, en son ne yaşadığını anlatır, anlatır da anlatır ama sen "bir siktir git allahaşkına lan" diyemezsin. Zira arkadaşındır, sevdiğin ve kalbini kırmak istemediğin, hala mala bağlatan tek hatundur etrafındaki. Sonra evlenmek üzere olduğunu söyler, herife bakarsın "feys"ten; sıfatına tükürsen yarabbi şükür diyecek bir tiptir - ucuz, araba fotolu bir profil işte. Kapatırsın, bir bira daha açarsın. Hayat devam eder, sen ruhen ölmüşsündür; güneş bunu sikine bile takmadan doğar batar, yıldızlar parlar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayat ne güzel işte, çiçekler falan...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Not:&lt;br /&gt;Resim Abidin Dino'nun farkındayım. Büyük üstada saygısızlık etmek niyetinde değilim ancak durumu tasvir eden en net resim buydu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3490042627249117773-7577538542346940807?l=akkapli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akkapli.blogspot.com/feeds/7577538542346940807/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://akkapli.blogspot.com/2011/12/sanat-filmleri-ve-kzlar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3490042627249117773/posts/default/7577538542346940807'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3490042627249117773/posts/default/7577538542346940807'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akkapli.blogspot.com/2011/12/sanat-filmleri-ve-kzlar.html' title='Sanat filmleri ve kızlar...'/><author><name>Ozgur Ozan Cakmak</name><uri>https://profiles.google.com/109462684658928532035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh3.googleusercontent.com/-EWHHnsuKXc8/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAAa8/5lWAQPbZkfE/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-9_pSYtvd1xo/TufQhCE9j7I/AAAAAAAAAhg/VMXS_n_Jplg/s72-c/asd.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3490042627249117773.post-1761445777287010424</id><published>2011-12-12T09:24:00.000-08:00</published><updated>2011-12-12T09:24:33.635-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='denemeyişler'/><title type='text'>Ben hiçbir zaman iyi bir adam olamadım...</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-7w4LF0Aqnpo/TuY4t0oofCI/AAAAAAAAAhY/BVk2EOfjXyA/s1600/medio.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="212" src="http://4.bp.blogspot.com/-7w4LF0Aqnpo/TuY4t0oofCI/AAAAAAAAAhY/BVk2EOfjXyA/s320/medio.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Ben hiçbir zaman iyi bir adam olamadım. Çok denedim olmayı, çok istedim ama olamadım. İnsanın olanakları ile gerçekleştirebildikleri arasında kalan o boşluğun içerisinde düşüp ne iyi ne kötü olan ve ölümden de beter bir yer olan ortalama birisi oldum çıktım. Hayatımın gidişhatına baktığımda da başka türden bir kader beklemek sürrealizmin dik alasıydı belki de. Hiçbir zaman ne en önde ne de en arkada olmayı sevdim ve istedim. Düzen ve başarı arasındaki o çizgide hep hakkımı düzenden yana kullandım ben. Sonra da otobüse veya dolmuşa bindiğinizde aşık olduğunuz o adam yerine o adamın yanında oturan ve görülmeyen, görülmek zorunda kalındığında ise nadiren mutlu eden hayalet gibi birisi oldum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bize çocukken hep iyilerin kazandığı, kötülerin kaybettiği öğretildi. Arada kalanlara ne olduğu sorusunu sormadığımız için ortalamalara ne olduğunu bilemedik hiç. He-man, İskeletor'u yendiğinde General'e ne olacağı hiç aklımdan geçmedi. Emekliliğini bekleyen, kralın ssksını ödediğini uman bir devlet memurunu kim niye umursasın ki. Kızı vardı hatta inceden Adam'a yanık... o kızın He-man, She-ra ile takılırken ne hissettiğini de sallamadım hiç. Umrumda değildi, He-man tabii ki She-ra ile takılacaktı. İkisi de kahraman değil miydi zaten? Tabii hayat zarlarını sallayıp beni, General veya o kızın yerine koyduğunda bu düşünmemezlik acı acı koyacaktı, en az onlara koyduğu kadar. Hayatınızda olan ve hep olacak sandığınız insanları başkalarına teslim ederken söylenmemiş sözler kadar ruhu kanatan bir şey yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Marketten alınan iki biranın yanındaki eşantiyon fıstık gibi hissettiğin zamanlar oldu mu hiç?. Yaşamışsındır sen de, iki sevgili arkadaşındır ve eskaza bir araya gelip bir yere gitmek zorunda kalmışsındır. Bok gibi hisseder insan kendini, hem fazlasındır hem de eksik. Fazlalık "çiftin yanındaki tek" olmaktan kaynaklıdır, eksiklik ise "bu dallamanın bile sevgilisi varken niye benim yok" düşüncesinden gelir. Belli bir süre durmak zorundasındır, zira arkadaşlık bunu gerektirir ama bir yerden sonra ne sen istenirsin ne de kalmak istersin. O kalma zorunluluğu sırası resmen bir işkencedir. Katlanırsın. "Yaa gidiyorsun ama... erken kalktın şimdi..." cümlelerinin ardında yatan yalnız kalma sabırsızlığını hissetikçe kinlenirsin. Ama ortalamanın kini de bir boka yaramaz, evine giderken iki bira alırsın sonra yatar uyursun. Sabaha derste,işte yine karşılaşırsın o insanlarla mazoşistliğin son kertesinde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ortalamalık mazoşistliktir, bir yerden sonra bu türden boktan durumlara alışır ve zevk almaya başlarsın. Hayatında kimse olmaması, elinde dişe dokunur bir işin, eğitimin olmaması bir durum, bir olumsuzluk değil bahanelerin olmaya başlar. "Niye traş olayım lan" dersin, "kim bakıyor ki bana". Bu gider "niye başvurayım ki o işe, zaten almazlar siktiret" olur. Kendi kendinden nefret eden, mezarını arayan yürüyen bir ceset haline gelirsin. Bu dertler yeterince sıktığında seni kurtaran arkadaşların tekel bayilerdeki şişeler olur. Dertlendikçe içersin, içtikçe dertlenirsin kendi kendini tekrarlar bu döngü, sonun hastanede gözleri bir serum şişesine açmak olur. Bok gibi hissetmenin daha da dibi varmış diye düşünürsün o huzur dolu beyaz floresanların altında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sorunu en başta kendinde ararsın, "yeterince çaba sarfetmiyorum lan" dersin, bu ömürleri bir market standında üç beş liraya satılmak olan namıyla mağrur kişisel gelişim gurularından medet umarsın, hayat sen ona olumsuz baktığın için boktandır. Buna inanırsın, daha sonra da bakarsın görürsün ki durumun düzeldiği falan yoktur, dravdan öğütleri dinlemek için dravdan insanlara para kazandırmışsındır. Elinde kalan şey "yüzde bin başarı oranlı" kitaplardır. Sonra onların en büyük faydası sobada yanmak olur, onlar da elinden gider.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3490042627249117773-1761445777287010424?l=akkapli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akkapli.blogspot.com/feeds/1761445777287010424/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://akkapli.blogspot.com/2011/12/ben-hicbir-zaman-iyi-bir-adam-olamadm.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3490042627249117773/posts/default/1761445777287010424'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3490042627249117773/posts/default/1761445777287010424'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akkapli.blogspot.com/2011/12/ben-hicbir-zaman-iyi-bir-adam-olamadm.html' title='Ben hiçbir zaman iyi bir adam olamadım...'/><author><name>Ozgur Ozan Cakmak</name><uri>https://profiles.google.com/109462684658928532035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh3.googleusercontent.com/-EWHHnsuKXc8/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAAa8/5lWAQPbZkfE/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-7w4LF0Aqnpo/TuY4t0oofCI/AAAAAAAAAhY/BVk2EOfjXyA/s72-c/medio.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3490042627249117773.post-5240244023015367351</id><published>2011-12-12T03:57:00.001-08:00</published><updated>2011-12-12T03:57:58.378-08:00</updated><title type='text'>İlgi manyaklarına bir hediye...</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-fYdt6ZJPiJk/TuXsNTTX3oI/AAAAAAAAAhQ/cwis1AMImUU/s1600/7924.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://1.bp.blogspot.com/-fYdt6ZJPiJk/TuXsNTTX3oI/AAAAAAAAAhQ/cwis1AMImUU/s320/7924.jpg" width="133" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3490042627249117773-5240244023015367351?l=akkapli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akkapli.blogspot.com/feeds/5240244023015367351/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://akkapli.blogspot.com/2011/12/ilgi-manyaklarna-bir-hediye.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3490042627249117773/posts/default/5240244023015367351'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3490042627249117773/posts/default/5240244023015367351'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akkapli.blogspot.com/2011/12/ilgi-manyaklarna-bir-hediye.html' title='İlgi manyaklarına bir hediye...'/><author><name>Ozgur Ozan Cakmak</name><uri>https://profiles.google.com/109462684658928532035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh3.googleusercontent.com/-EWHHnsuKXc8/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAAa8/5lWAQPbZkfE/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-fYdt6ZJPiJk/TuXsNTTX3oI/AAAAAAAAAhQ/cwis1AMImUU/s72-c/7924.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3490042627249117773.post-8012569989278060295</id><published>2011-12-11T14:46:00.001-08:00</published><updated>2011-12-11T15:06:07.603-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='denemeyişler'/><title type='text'>Çünkü iyiler kazanamaz yavrucuğum...</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-sUD0aEh78bY/TuU3TsOOIXI/AAAAAAAAAhE/97pvU6_M2J4/s1600/begood.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://1.bp.blogspot.com/-sUD0aEh78bY/TuU3TsOOIXI/AAAAAAAAAhE/97pvU6_M2J4/s320/begood.jpg" width="226" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Kapının kapanması ile irkilen insanlardanım ben. Oldum olası öyle oldum, öyle olmaya da devam edeceğim sanırım. Bu şekilde olmaya devam edeceğim özelliklerden birisi de iyi ve mal olmak tabii. Yok, yani abartı veya latife yapmıyorum zira tarihi bilinmeyen bir zamanda kötülerin kazanmış olduğu bir çağda yaşıyoruz. Ve eğer iyiyseniz malsınız ve kaybetmeye mahkumsunuz bu kadar basit.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa hepimizin çocukluğu bunun tam tersini vaadeden çizgi dizi ve filmleri izlemekle geçti. Hala da geçiyor, hala sonunda Süpermen'in Lex Luthor'u veya Batman'in Joker'i yerden yere sereserpe edeceği vakti bekliyor ve bu beklentiyle izliyoruz filmlerimizi, ve bu beklentiyle okuyoruz kitaplarımızı. "İyiler kazanır çocuğum, sen de iyi ol" denildi bize. Gözünü "iyi olma"ya değil, "kazanmaya" dikmiş çocuklar büyüdüler ve kazanmak için gereken şeyin kuralları kendilerine doğru yamultmadan geçtiğini gördüler. İyi olmaya dikmiş olanlar ise ha bire oyunu kurallarına göre oynamaya çalışıp ellerinde kırık oyuncaklarla kaldılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3490042627249117773-8012569989278060295?l=akkapli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akkapli.blogspot.com/feeds/8012569989278060295/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://akkapli.blogspot.com/2011/12/cunku-iyiler-kazanamaz-yavrucugum.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3490042627249117773/posts/default/8012569989278060295'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3490042627249117773/posts/default/8012569989278060295'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akkapli.blogspot.com/2011/12/cunku-iyiler-kazanamaz-yavrucugum.html' title='Çünkü iyiler kazanamaz yavrucuğum...'/><author><name>Ozgur Ozan Cakmak</name><uri>https://profiles.google.com/109462684658928532035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh3.googleusercontent.com/-EWHHnsuKXc8/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAAa8/5lWAQPbZkfE/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-sUD0aEh78bY/TuU3TsOOIXI/AAAAAAAAAhE/97pvU6_M2J4/s72-c/begood.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3490042627249117773.post-2387969504993381314</id><published>2011-11-11T10:12:00.001-08:00</published><updated>2011-11-11T10:20:45.980-08:00</updated><title type='text'>Kurallar.</title><content type='html'>Bazı şeyleri kabul etmek lazım. Nitekim eğer belli bir coğrafyada fakir veya çirkin hatta şansın dik alası olarak her ikisini de tutturarak doğduysan, hayallerini fazla yüksek tutman hayalkırıklıkları ile sonuçlanacak bir eylem. Nitekim asla zengin olamayacaksın, o filmografilerini izlediğin porno yıldızları gibi görünen ama sana her konuda destek olacak bir eş edinemeyeceksin. Sana inat senin adam sıfatını koyamayacağın adamların bu mevkilere gelmesi de sana asla yanıdını veremeyeceğin bir 'Neden' sorusu olarak dönecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nitekim küçük yaşamaya alışan, evde yalnız içeceği iki biranın mutluluğunu tadan birisi olmanın evla olduğunu göreceksin. Eskaza evlenirsen 'karı dırdırı' denilen kavramla karşılaşacaksın, zira karşındaki insan da hayattan tatmin olmayan hasbelkader seninle evlenmeyi 'daha iyisini bulamam zaten' düşüncesiyle gerçekleştiren birisi olduğundan bu. Tatmin edeceğini düşünme bile, zira her gün ekranlardan süperstarların hayatlarını imrenerek izleyen birisini tatmin edebilmen yağmurda altın yağması kadar düşük bir ihtimal.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mutsuzluk senfonisi içerisinde yaşamanın ne olduğunu gençken 'asla olmiycam' dediğin insana dönüştüğünde farkedeceksin. Hani o nefret ettiğin babanın davranışları var ya, aynen yapacaksın. Eğer alakasızsa seninle ve annenle kendin de ona dönüşeceksin, için kan ağlaya ağlaya. SSK borcu, askerlik, bilmemne derken hayatının emekliliğe kadar olan kısmının ipotek altına alındığını göreceksin. Kafayı boşaltmak için çektiğin rakıların, biraların adım adım seni alkolik ettiğini hayretle izleyeceksin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fazla hayal kurmamak lazım bu yüzden. Kafayı yıldızlara kaldıran önündeki çukuru göremez. Hele hele her adımda İski çukuru olan bir memlekette kafayı yere çevirmen, yerden kaldırmaman daha iyi emin ol. Senin tökezlemen, düşmen için herşey baki ise nereye hayal, nereye yükselme... nereye yıldızlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yüzden ölümü bir çıkış olarak, bir rahatlama olarak göreceksin. Hayat boyu köle gibi çalıştıktan, kullanıldıktan, mutsuz olduktan sonra bilinçten, hatıralardan herşeyden tam ve son olarak kopuş bir hapishaneden çıkış gibi gelecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hapis gibi bir hayat yaşayanın serbestliği ölümdür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vesselam.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3490042627249117773-2387969504993381314?l=akkapli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akkapli.blogspot.com/feeds/2387969504993381314/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://akkapli.blogspot.com/2011/11/kurallar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3490042627249117773/posts/default/2387969504993381314'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3490042627249117773/posts/default/2387969504993381314'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akkapli.blogspot.com/2011/11/kurallar.html' title='Kurallar.'/><author><name>Ozgur Ozan Cakmak</name><uri>https://profiles.google.com/109462684658928532035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh3.googleusercontent.com/-EWHHnsuKXc8/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAAa8/5lWAQPbZkfE/s512-c/photo.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3490042627249117773.post-8003501602162370112</id><published>2011-11-11T09:33:00.001-08:00</published><updated>2011-11-11T09:41:06.478-08:00</updated><title type='text'>Yağmur...</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-khpwsV9rUww/Tr1eI9IoQbI/AAAAAAAAAf0/6hDSIFBhDPE/s1600/rain.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://4.bp.blogspot.com/-khpwsV9rUww/Tr1eI9IoQbI/AAAAAAAAAf0/6hDSIFBhDPE/s320/rain.jpg" width="240" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Yağmur yıkıyor bu şehrin sokaklarını. Ve daha da güzelleştiriyor usul usul yağarken. İnsanlar ellerinde şemsiye dolanırken yerlerde etraflarındaki dükkanların ışıkları yansıyor. Pırıl pırıl oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En güzeli bir cam kenarında elde çay izlemek aslında. Tıpır tıpır vuruyor cama yağmur damlaları. Dışarısı dumanlı, hem bacalardan hem de insanların nefeslerinden. Herkesi de eşitliyor aslında, dışarıya bakan Sultan Selim de olsa, üniversite öğrencisi Selim'de olsa ister istemez:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Çok soğukmuş hava, yataktan çıkmasam mı acaba&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sorusunu sordurtan bir hava bu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle bir havada terkettim İstanbul'u 6 sene önce ve böyle bir havada döndüm evime. Yine yağmur damlaları eşlik etti sevgilimden ayrılırken ve yine onlar karşıladılar beni Hollanda'ya. Yağmur damlaları beni tanıyor, ben onları tanıyorum. Yüzüme eserken gözyaşı ile karışanlar da onlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saçma sapan romantikleştiren de onlar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3490042627249117773-8003501602162370112?l=akkapli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akkapli.blogspot.com/feeds/8003501602162370112/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://akkapli.blogspot.com/2011/11/yagmur.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3490042627249117773/posts/default/8003501602162370112'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3490042627249117773/posts/default/8003501602162370112'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akkapli.blogspot.com/2011/11/yagmur.html' title='Yağmur...'/><author><name>Ozgur Ozan Cakmak</name><uri>https://profiles.google.com/109462684658928532035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh3.googleusercontent.com/-EWHHnsuKXc8/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAAa8/5lWAQPbZkfE/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-khpwsV9rUww/Tr1eI9IoQbI/AAAAAAAAAf0/6hDSIFBhDPE/s72-c/rain.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3490042627249117773.post-3378162432418830517</id><published>2011-11-11T07:16:00.001-08:00</published><updated>2011-11-11T07:36:12.395-08:00</updated><title type='text'>Günlükümsü</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-PzjysN7s1Bg/Tr1A3P-R0FI/AAAAAAAAAfk/q2RJ84qX-MY/s1600/kayipzamaninizi.jpeg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://4.bp.blogspot.com/-PzjysN7s1Bg/Tr1A3P-R0FI/AAAAAAAAAfk/q2RJ84qX-MY/s320/kayipzamaninizi.jpeg" width="246" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Mimar Sinan Üniversitesi'nin Fındıklı kampüsündeyim. Saat günortasını iki geçmiş, doktora programlarına ne zaman başvurulabileceği konusunda bir endişem var ve bu endişeyi Sosyal Bilimler Enstitüsü ile paylaşmak niyetindeyim. Oldukça kibar güvenlik görevlileri bana ofisi tarif edip yolluyorlar. MSÜ güzel üniversite şimdi, normalde&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Sanat! SANAT!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;diye hönküren bir insanı bile susturabilecek bir niteliğe sahip. Nitekim üst kata çıkılıyor sola dönülüyor verilen yönergelere uyularak tam karşımıza çıkıyor SBE. Gerçi enstitü dediğimiz sadece bir göz oda, içeride 4 kişi var. Soruyorum, web sitesini takip etmemi söylüyorlar ve ocak ayında başvuru alınacağını belirtiyorlar. Günümüzün siber ortamına tam küfredecekken bu dipnotla seviniyorum. Çıkıyorum dışarı. Yapacak iş yok, yani yapacak iş çok aslında da benim yapmaya niyetim yok. Programlama videoları seyredilecek, kod yazılacak falan. Pazartesi gününe erteliyorum, tatilin işi ne, tatil yapmak. Aynen bu düstura uyuyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hedefim Vazgal'a gitmek. Bunun için iskeleye ulaşılacak, pek resmi bir biçimde vapura binilerek karşıya törenle geçilecek. Gemileri çarptırarak yanaştıran kaptanlardan mütevellit bir tören oluyor. Bakıyorum, fındıklıdayım, her ne kadar tophaneden fındıklıya yürümek pek güzel bir eylem olsa da buradan karaköye yürümek delikanlılığı haydi haydi aşan bir eylem olarak düşünüyorum. Hava soğuk, sıcak olsa yürünür belki de bu gri gökyüzüne karşı her an olası bir yağmur tehlikesine karşı cesaretim kırılıyor. Akbilim var, akbilim dolu. Karşıda bir tren istasyonu. Yallah geçiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tren ben karşıdan karşıya geçerken geçiyor. Pek büyükbaş hissettiriyor bana bu durum. Kartı basıyorum, artık bilinçaltımıza kazınmış akbil onay sesini duyarak peronumsuya geçiyorum. Peronumsu çünkü adam gibi bir yağmur yağsa sığınabileceğimiz yerler pek az. Hayalimdeki Özgür bir sigara sarıyor, gerçekteki Özgür ise dikiliyor sigarasız halde, zira tütünsel olarak kullandığı tek şey nargile bu aralar. Düşünüyorum&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Lan burada intihar etmek ne saçma bir eylem&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;diye. Öyle ya, en kolayı trenin önüne atlamak gibi görünüyor. Lakin peron ile tren rayı arasındaki yükseklik en fazla 10-15 santim. Atlasan adam frene bassa bakışacaksınız vatmanla. Karşıya bakıyorum, deniz var. Atlasan boğulmasan bile kimyasal zehirlenmeden şak tahtalıköy mortingenşıtrasseye tayin çıkartır. Niye bu kadar morbid düşüncelere girdim belli değil. Tren geliyor, atlıyorum hemen fazla vakit geçirmeden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2 durak sonrası karaköy, alman turistlerin almanca konuşmasına aldırmadan kendimi dışarı atmaya çalışıyorum. Çalışıyorum zira trene girmeye çalışan bir kalabalık var ve o kalabalığı bertaraf etmek mühim mesele. Bu aceleyi anlayabilmiş değilim, tren maratonu! Birinciye oturak var! Çıkıyorum vapur iskelesine gidiyorum. Bakıyorum temiz bir yirmi dakika var. Karnım aç, susamış haldeyim. Starbucks'tan bir çay alıyorum elimde üstünde adımın yazılı olduğu bardak vapur hasreti içindeyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Derken geliyor vapur, gri denizi yara yara. Geçiyorum içeri, hava ziyadesiyle kutup. Oturuyorum kaloriferin yanına, karşımda bir hukuk öğrencisi kız Anayasa hukukunu okuyor. Gri havaya uygun bir kitap! Nitekim bu hukuk için belli bir gelir seviyesinin altında olmak gerek. Üstündeyseniz zaten size takmıyor hukuk guguk. Katilsiniz diyelim:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Kurban kendisini kendi rızasıyla bıçağa sapladı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;diyebilip onaylayabilecek yüksek mahkeme azaları varken pek takamıyorum ciddiye de alamıyorum nitekim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vapur karşıya olaysız geçiyor, çayımı bitiriyorum. Her vapurda olan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Ağbi beş lira&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;cı post dilenci sanayisini bertaraf edebiliyorum kulaklık aparatı ile. Turist muamelesini yemiyorlar, memleketimde herkes lisan-ı biritiş öğrendiği için zart geçiyor sör pliiz şeyine. İş değil yani.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadıköy kalabalık, bayram kalabalığı henüz mevzunun nabayramsal olduğunu anlayamamış halde. Bari kafe boş olsun bugün diye gidiyorum Vazgal'a. Dolu. Hıncahınç dolu. Bir masa, bir oturak bir nargile buluyorum tellendiriyorum. Tatilin son günü, yarın kurs var yeni hocayla olacak olan. Heyecanlıyım, kim gelecek, nasıl birisi olacak, nasıl anlatacak soruları delip deşiyor dimağımı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;FerhAntoloji çantamda, çıkartıyorum okuyorum üstadın beyin terini. Tiyatro eserlerinden parçalar var, düzyazı ve denememelerine sahip olan bendeniz için bulunmaz nimet. Karl Valentin'in akvaryum tiradını okuyorum, hoş oluyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayat güzel şey, sıklıkla yaşamak gerek.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3490042627249117773-3378162432418830517?l=akkapli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akkapli.blogspot.com/feeds/3378162432418830517/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://akkapli.blogspot.com/2011/11/gunlukumsu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3490042627249117773/posts/default/3378162432418830517'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3490042627249117773/posts/default/3378162432418830517'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akkapli.blogspot.com/2011/11/gunlukumsu.html' title='Günlükümsü'/><author><name>Ozgur Ozan Cakmak</name><uri>https://profiles.google.com/109462684658928532035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh3.googleusercontent.com/-EWHHnsuKXc8/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAAa8/5lWAQPbZkfE/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-PzjysN7s1Bg/Tr1A3P-R0FI/AAAAAAAAAfk/q2RJ84qX-MY/s72-c/kayipzamaninizi.jpeg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3490042627249117773.post-1984315009751215965</id><published>2011-11-04T12:09:00.000-07:00</published><updated>2011-11-04T12:09:23.757-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='denemeyişler'/><title type='text'>Depresif senfoniler...</title><content type='html'>'Sanırım kış olmak için elinden geleni yapan bu havaya karşı bir şişe Johnny Walker ile durmak büyük bir hata.' diye düşündü. Kadıköyde olağan mekanda olağan nargilesini içen Özgür montuna küçümsercesine baktı. O mont ki onu yurtdışlarının gavur soğuğuna karşı korumuşken bu bakışa hafif küçümseme ile bakarak karşılık verdi. Bakışlarda 'hain, satıcı' kelimeleri gizliydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Tükendim' diye düşündü, 'tükendim ve beni bu ataletten sıyırabilecek bir şey yok.' Olağan bir hollywood filminde tam o sırada, sarışın ve iri göğüslü bir dişi bir anda camdan atlayarak kahramanımızı maceradan maceraya koşturabilirdi belki ama cama baktı, herhangi bir hareketlenme yoktu. 'Nitekim bu da bir hollywood filmi değil' diye hayıflandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşler güçler bitmiş, genel olarak insanlar bir bayram rehavetinin içine girmişti. Düşünüldüğünde pek normaldi bu. 9 gün tatili kim nerede kaybetmiş de bulmuşuz öyle ya. Düzen-i Osmani'den bu yana bazı sınıflar köle gibi çalışırken, diğerlerinin hayatlarını sabitlenmiş bir tatilde bulması değişmemişti ne yazık ki. Hoş öyle bir tatil durumu olsa yazı yazmak yerine, o hayatın zorunlu koşulu olan o partiden bu partiye, o hedonizmden bu hedonizme koşulurdu. Lakin şu anda yaşanılan tek hedonizm, nargile dumanı ile karışmış viski buharı idi nefesten sızılan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayat, çocukluk ve gençlikte kurulan hayallerin aksine bir rota çizmiş ve sonunda 30lu yaşlarına bakan normal bir insan haline getirmişti, bir rock star veya coder star olmak yerine. Düşündü, başka türlü yaşanabilir miydi diye, yanıt dev bir olumsuzluktu. Olan olmuş, yiten yitmiş, kazanılanlar kazanılmıştı. Daha da ötesi yalan ve dolandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nitekim bazı insanların kaderleri yıldızlardayken, diğerlerinin kaderleri gayet yere çizili haldeydi. Hindistan'da yaşıyor olsa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Korkma, gelecek hayatın daha güzel olacak'&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;diye pışpışlanırdı belki ama hayat onu materyalist olana kadar olumsuzluklarla sınamıştı şimdi. Gelecek bir hayatın düşüncesi heyecanla değil, bıkkınlıkla karşılanıyordu mutlu bir çoğunluğun içerisinde mutsuz bir azınlık olan yazarımız tarafından.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;James Hetfield 'Let my heart go..' diye şarkısını söylerken tam karşısındaki çiğköfteciye baktı. İnsanlar cuma gecesi olmanın verdiği mutlulukla, ki genel olarak mutlulardı zaten anlamsız bir şekilde, bir şeyler yiyorlardı. Bir çoğu çiftti, bazılarının kucağında çift olmayı meşrulaştırmakla meşrulaşan üreme hakkının sonucunda türemiş bebekler vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilemiyordu, işine geldiği zaman 18 yaşından ufak çocukları yetişkin, cinayet işleyen yetişkinleri çocuk gösteren bir adalet sisteminin hakim olduğu bir gerçekliğe bir canlı getirmek ne kadar makuldü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle acayip düşünceler nargile dumanı ile yükseliyordu yazarımızın kafasında... yazdı ve gönder tuşuna bastı... kimbilir kimler okuyacak, ne düşünecek bilmeden...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3490042627249117773-1984315009751215965?l=akkapli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akkapli.blogspot.com/feeds/1984315009751215965/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://akkapli.blogspot.com/2011/11/depresif-senfoniler.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3490042627249117773/posts/default/1984315009751215965'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3490042627249117773/posts/default/1984315009751215965'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akkapli.blogspot.com/2011/11/depresif-senfoniler.html' title='Depresif senfoniler...'/><author><name>Ozgur Ozan Cakmak</name><uri>https://profiles.google.com/109462684658928532035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh3.googleusercontent.com/-EWHHnsuKXc8/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAAa8/5lWAQPbZkfE/s512-c/photo.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3490042627249117773.post-961697972586117811</id><published>2011-10-27T06:20:00.000-07:00</published><updated>2011-10-27T06:24:59.865-07:00</updated><title type='text'>Şaşalsal hayatlar</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-hbJOqj9ZC48/TqlbnOHjdsI/AAAAAAAAAeI/MaAPw7fvzMg/s1600/vapur.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/-hbJOqj9ZC48/TqlbnOHjdsI/AAAAAAAAAeI/MaAPw7fvzMg/s1600/vapur.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;Selamlar! Boktan ve çok şaşalmatik bir hayat sürdüren bendenizden yeni bir denememe sayfası size. Denememe çünkü hem memeye bir double éntendre çalışması var, hem de denenmemesi gereken yazılar bunlar, öyle ya, yazarlık kim ben kim lakin yazılıyor büyük bir terbiyesizlik örneği ile, siz de gelip okuyorsunuz. Ne âlâ!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lakin bu aralar pek bir şey yok, aslında hepimizin hayatı bir nevi şerlok holms olsa, bir süperkahraman gibi yaşasak çok neşeli olurdu. Öyle ya "Geçen yanardağ patlamasını bir osurukla engelledim!" demek &amp;nbsp;var, bir de benim gibi "Olum geçen tüneli koşarak kapanan kapıların arasından geçerek yakaladım" demek var. Biri ne kadar karizmatik, yanardağ patlaması lan daha nolsun, diğeri ne kadar paçoz. (Hem de yazarın toplutaşıma aracı kullandığını vurgular nitelikte. Olsun! Sanat proletaryanın işidir, hegemonik endüstrinin değil!)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Velhasıl bir şey olmaması demek bir şey anlatmayacağım anlamına gelmiyor tabii ki. Nitekim sallanan söğüt dalından şiir yazan bir milletin ahvaliyiz biz. Yani öyle olduğumuza dair &amp;nbsp;bir atıf var ama artık öyle şeyler yapmak tukaka ilan edilecek mertebede. Tukaka ilan edecek ticari bıyık da haklı, yazı yazıyorsa yapacak başka bir işi yok mendeburun diye düşünüyor. Yazı yazacağına çalışsın, sabah erkenden gün ışıyınca gelsin, 3 çocuk yapsın deniliyor. Yazacak ne var ki zaten, yazılacak herşey yazılmış din kitaplarında - ekstradan şeylere gerek var mı siz de!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Niye böyle salman rüştüsel triplere bağladım bilinmez, geçen iş çıkışı nargile atmak adına vapura binmiş bulundum. Bu vapurlarda bir olay var şimdi, yani "Vapurdaki güzel kız" mevzusu istisnasız her zaman doğru çıkan bir fenomen olur mu? Bittabi olur! Oluyor yani. Lakin güzel denildiği zaman kedi-ciğer-dikiz moduna giren bir insan evladı olmayıp bu trilektiği kuran insan evlatlarına acıma ve tiksinti ile karışık bir şekilde baktığımdan ötürü karşılıklı bakışmayı fazla uzun tutmayarak olası evlilik ve sonrası hayallerini martılara atarak haşırt girdim içeri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu aralar vapurlar boş, herkes araba alıp köprü trafiğinde sudoku doldurma hobisi mi edinmiş bilinmez, iliştim bir cam kenarına, aldım çayımı efendi efendi Lacan okuyorum. Lacan güzel adam, Lacan ilginç adam; her ne kadar Jung'un "delisaçması" olarak addedilen kuramlarına daha sıcak baksam da Freud'u yorumlaması ile gözüme giren bir insan Jacques abi. Tabii böyle desem kendisi çok stil bir beyefendi olduğundan eldivenli eli ile bir tokat aşkeder:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ne abisi monsenyör!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;diyerek uzaklaşırdı. Böyle epik şeylerin olmamasının eksikliğini hissediyorum ey okur. Epik olmazsa epikliği biz yaratırız hevesi de bu heves sahibinin beş dakika sonra depreşmesi &amp;nbsp;yüzünden başka baharlara erteleniyor. Ertelenmese iyi olacak da, öyle işte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İş güç içerisine boğulmuş bir biçimde size elveda diyorum ey okur.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3490042627249117773-961697972586117811?l=akkapli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akkapli.blogspot.com/feeds/961697972586117811/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://akkapli.blogspot.com/2011/10/sasalsal-hayatlar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3490042627249117773/posts/default/961697972586117811'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3490042627249117773/posts/default/961697972586117811'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akkapli.blogspot.com/2011/10/sasalsal-hayatlar.html' title='Şaşalsal hayatlar'/><author><name>Ozgur Ozan Cakmak</name><uri>https://profiles.google.com/109462684658928532035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh3.googleusercontent.com/-EWHHnsuKXc8/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAAa8/5lWAQPbZkfE/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-hbJOqj9ZC48/TqlbnOHjdsI/AAAAAAAAAeI/MaAPw7fvzMg/s72-c/vapur.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3490042627249117773.post-9130752353527135157</id><published>2011-10-18T10:59:00.000-07:00</published><updated>2011-10-18T10:59:43.635-07:00</updated><title type='text'>Kültürlü Benzinler...</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-nw4scfOMH9U/Tp2-QSPRMAI/AAAAAAAAAco/08aWnK5BEDQ/s1600/babe.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://2.bp.blogspot.com/-nw4scfOMH9U/Tp2-QSPRMAI/AAAAAAAAAco/08aWnK5BEDQ/s320/babe.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;İnsan tuhaf varlık nitekim. Tarihte görülmemiş, neredeyse efsanevi denilecek salaklıklar da yapıyor, kahramanlıklar da. Mesela ben ilk defa kültür için vergi alan bir memleket olduğumuzu öğrendim? Gerçi bizim devlet-i ali'mizin vergi anlayışı bir acayip. Geçici derler sonra bir bakarız ki o geçici hala geçici? Geçiyor yani her ay, ben sen o biz siz onlar şeklinde.Gerçi bu işin başında boğaz köprüsü var, tüm mevzu onunla başladı esasen.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hatırlayanlar hatırlar, bosfor üstüne bir köprü inşa etme düşüncesi ta OsManLı İmPaRaTorLuĞu zamanından beri kafada olan bir fikir. Öyle ya, padişahın sarayı tam boğaza nazır. İki hava almak için çıksa yaptığı işlerden göz göze geliyor. Hayır insanın hayalgücü öyle boş duran bir şey değil ki? Hele hele bu coğrafyadaysa... Fransa'da Eyfel Kulesi'ni gezmeye giden yurttaşlarımızın en azından yüzde altmışı&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;-Kaç paraya çıkmıştır lan bu?&lt;/blockquote&gt;hesabı yapıyordur. Yani ben yaptım ister istemez. Var içimizde bu nalburiye hissiyatı. Ortalama şu kadar ton demir çelik gitmiştir vay vay helal lan diye de ekleşiyor genelde bu soruya. Biz bunu hala yaşıyorsak padişah niye yaşamasın? Hayır işin tuhafı henüz mühendislik o kadar gelişeyazmadığı için içeri gidip&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;-Vezir hazretleri, şehr-i 'Stanbul'umuzu bir baştan bir başa yaran mel'un denizin üstüne bir köprü yapıla!&lt;/blockquote&gt;diyemeyecek. Dese de kaale alan olmayacak. Sene 1500ler, el insaf! En iyi mühendislerin yapmayı bildiği şey mancınık, kale, bilimum taş işçiliği. Köprüler de yapılıyor şimdi ama denizin üstüne öyle bir proje nükleer santral kadar komplike o dönem için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Velhasıl dabıl gıdı Özal hazretleri büyük bir kutlama ile açtı anlı şanlı ve henüz o zaman tek olduğu için birinci olarak adlandırılmayan Boğaz köprümüzü. Tabii köprüyü yaptıran devlet olduğu için bu köprünün maliyeti bittabi halka kitlenecek idi. Ama bunu o sıralar henüz darbenin etkisini bir tarafından yeni yeni geçirmeye başlamış halka&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;-Sıçtınız olm! Köprüyü size kitledik!&lt;/blockquote&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-QMvjETPKoK4/Tp2-dyp5znI/AAAAAAAAAcw/OvHbmbgcbfU/s1600/tax.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://3.bp.blogspot.com/-QMvjETPKoK4/Tp2-dyp5znI/AAAAAAAAAcw/OvHbmbgcbfU/s320/tax.jpg" width="234" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;diye açıklarsan isyanlar çıkar, kazanlar kalkardı. Dolayısıyla çok ortayolcu bir çözüm bulundu. Efendi efendi, "ey halk bak bu köprüye giriş paralı, ama korkma bu geçici, köprünün parasını denkleştirdiğimiz anda bedava olacak! Muassır medeniyetler seviyesine bir adım daha atmış olacaaz "denildi. Bizim, devlet böyyühlerinin her sözünü tanrı kelamı olarak alan halkımız da eğdi boynunu. Sonra o geçicilik bize ogs, kgs ve nakit olarak üç farklı kalem olarak dönüştü, hidralaştı ve o kadar kökleşti ki şimdi bunun geçici olduğunu söylesek pis pis bakacaklar Ankara dolaylarından.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Deprem vergisi olarak konulan özel vergiler mesela onlar da geçici? Zaten en kol gibi geçen de bu geçici vergiler bak düşündüm de şimdi. Yalan tabii, düşünmedim önümde fatura vardı ona baktım. 10 milyon konuşma, 20 milyon vergi toplamı. Vay anam vay! Yani tamam kavramsal olarak çok net anlıyorum verginin niye olması gerektiğini. Devlet sonuçta garantör bir güç ekonomi içerisinde en basitinden. Bu garantörlük ücretini de vergisel olarak yoluyor her ticari eylemde. Eyvallah! buna bir sözüm yok! Ama gidip verginin vergisini almak ne demek? Çok renkli türkçelerle ifade edilen bir tepki demek olsa olsa...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyle bir anlaşılıyor ki sanki hepimizin evinde bir para ağacı var, yolup yolup her gün evden çıkıyoruz. Amaç saçmak! Ne kadar çok saçarsak o kadar iyi! Nitekim bir memlekette aldığın mal veya hizmetten daha fazla veya kafa kafaya vergi veriyorsan o işte derin bir saçmalık vardır arkadaş! Al mesela benzin, ötv ktv o bu şu vergisinin yanında kültür vergisi de işliyormuş. Kültür vergisi? 2008'de biz bir "kültür başkenti olacaz" diye atarlandık ya. Devlet onun için bir kurum kurma ihtiyacı hissetmiş, bunun fonlanmasını da çok sevgili araba kullanan vatandaşlara kitlemiş. Lakin bu kurum başarısız bir biçimde yokolmasına rağmen hala kitlenmeye devam ediyor bu vergi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her depoda biraz daha kültürlendiğinizi hissederken hepinizi tek kelime rusça bilmeden ay lav yu!&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;&amp;nbsp;&lt;/blockquote&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3490042627249117773-9130752353527135157?l=akkapli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akkapli.blogspot.com/feeds/9130752353527135157/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://akkapli.blogspot.com/2011/10/kulturlu-benzinler.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3490042627249117773/posts/default/9130752353527135157'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3490042627249117773/posts/default/9130752353527135157'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akkapli.blogspot.com/2011/10/kulturlu-benzinler.html' title='Kültürlü Benzinler...'/><author><name>Ozgur Ozan Cakmak</name><uri>https://profiles.google.com/109462684658928532035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh3.googleusercontent.com/-EWHHnsuKXc8/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAAa8/5lWAQPbZkfE/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-nw4scfOMH9U/Tp2-QSPRMAI/AAAAAAAAAco/08aWnK5BEDQ/s72-c/babe.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3490042627249117773.post-7487287106315590089</id><published>2011-10-18T10:35:00.000-07:00</published><updated>2011-10-18T10:35:11.795-07:00</updated><title type='text'>Zorunlu not düşme.... veya kendimi nasıl hasta ettim.</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-q6gXeN3GXEg/Tp24tqmll1I/AAAAAAAAAcg/QoLWN_GAxhw/s1600/sitres.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/-q6gXeN3GXEg/Tp24tqmll1I/AAAAAAAAAcg/QoLWN_GAxhw/s1600/sitres.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Selamlar ey okurlar. Soğuklar geldi yine, gerçi kızmak darılmak falan yersiz. Soğuk bu, belediye otobüsü değil ki rötarlasın, şöförünün keyfine göre hımbıl hımbıl veya zımba gibi fişşek gibi gelsin? Velhasıl geliyor, gelince gardolaplardan kazak, kaban, bot çıkartılıyor.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Şikayet ettiğim sanılmasın, şahsen soğuğu sıcağa tercih ediyorum ben. Nitekim sıcaktan kaçamıyorsunuz da saklanamıyorsunuz da. Üstüne kalın giyiyorsun soğuk oldu mu, iş görür hale geliyorsun en kötü ihtimalle. En iyi ihtimalin içerisinde bir güzel kahve var kanyaklı. Onu hiç karıştırmıyorum tabii.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Bu halimle kanyak içebilecekmiş gibi boş ve zırva ve tatava hayaller kuruyorum ey okur. Affola. Hastayım, öksürmüyorum (şimdilik) lakin stres, insanın kendini yemesi durduk yerde&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;-Hassiktir! Hastayım ben lan ölüyorum!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;tribine girmesi insanın bünyesinin canına okuyan bir işmiş onu birinci elden tecrübe ettim. Nitekim şimdi ayrıntılarına girmeyeceğim bir sebepten ötürü pek lethal, pek amansız bir hastalığa yakalandığımı düşünüyordum, düşünmekle kalmayıp internetten de okuyunca işin boku çıkıyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Hemen uyarayım, kanserdir vesairedir bu tarz bir şeye sahip olduğunuzu düşünüyorsanız bakmanız gereken en son yer internetler. Okudukça insanın beti benzi tam kireçleşiyor hatta yer yer:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;-Ben ölmüşüm haberim yok? Oh la la!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;diyorsunuz. Neler yok ki? Dildeki yarıklardan psikolojik test yapanlar mı ararsınız, allah ne &amp;nbsp;verdiyse belirti olarak yazıp sonunda "obisitbitik manana" &amp;nbsp;diye bir hastalık yazanlar mı... hepsi dolmuş gelmiş. Bir kısmı kötü çeviriler, ki iş sağlık olunca insan böyle yarına sınavı varmış gibi okuyor her yazıyı.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Velhasıl en sonunda mermiyi ısırıp kan verildi, bir bok çıkmayıp herşeyin fazla fazla olduğu görülünce derin bir nefes alındı. Da işte o nefes öksürükle çıktı. İnsan böyle manyak gibi takınca kendi kendinin ağzına çok temiz sıçıyormuş.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Böyle yani, bunu akkaplıya düşmezsem rahat etmezdim. Şimdi olağan yayınımız devam edecek başka bir postta...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3490042627249117773-7487287106315590089?l=akkapli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akkapli.blogspot.com/feeds/7487287106315590089/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://akkapli.blogspot.com/2011/10/zorunlu-not-dusme-veya-kendimi-nasl.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3490042627249117773/posts/default/7487287106315590089'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3490042627249117773/posts/default/7487287106315590089'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akkapli.blogspot.com/2011/10/zorunlu-not-dusme-veya-kendimi-nasl.html' title='Zorunlu not düşme.... veya kendimi nasıl hasta ettim.'/><author><name>Ozgur Ozan Cakmak</name><uri>https://profiles.google.com/109462684658928532035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh3.googleusercontent.com/-EWHHnsuKXc8/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAAa8/5lWAQPbZkfE/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-q6gXeN3GXEg/Tp24tqmll1I/AAAAAAAAAcg/QoLWN_GAxhw/s72-c/sitres.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3490042627249117773.post-1009058679826402633</id><published>2011-10-17T16:06:00.001-07:00</published><updated>2011-10-17T16:06:08.635-07:00</updated><title type='text'>Uyku bastirmayinca... (posted from iPod)</title><content type='html'>Dışarıda korkunç bir yağmur yağıyordu. Yobaz ogratenler Eminönü iskelesi önünde bir ateş yakmış yağmurdan korunmaya çalışıyorlardı. Şeyh Cehalet ve şürekasının normal insan, memur ve irospalar üstünde yaptıkları saflaştırma deneylerinin sonuclarından sadece biriydi onlar. Lavukları da denemişlerdi ama ortaya çıkan sonuclar şeyh cehalet'i bile salavat getirtecek kadar korkunçtu. Söylenen odur ki Sarıyer civarlarında belli belirsiz duyulan monitörün açık kalma sesinin kaynağı bu adlandırılmamışlardır. Bosfor Savaşı'ndan yetmiş billah sene sonra ogratenler niye iskele civarlarındalardı? Lale savaşçıları neredeydi? Onu da geçtim şeyh cehalet'i yirmi sene önce paketleyen laleler hala otoparkta mıydı? Silikon baba evlendi mi? Baçemakları  ile Ali sami Yen'i koruyan bahçıvanlara nooldu? Ben kimim?Bu gibi soruların yanıtları...-Öhöm, abi?Evet?-Kapatıyoruz. Ve fakat nasıl olur?- vittirizirt el-kültür yarabbi bize şükür vergisini ödemeyen her yeri kapatıyorlarHadi be? Tam da en heyecanlı yerinde... Neyse. İyi geceler su vakit.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3490042627249117773-1009058679826402633?l=akkapli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akkapli.blogspot.com/feeds/1009058679826402633/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://akkapli.blogspot.com/2011/10/uyku-bastirmayinca-posted-from-ipod.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3490042627249117773/posts/default/1009058679826402633'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3490042627249117773/posts/default/1009058679826402633'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akkapli.blogspot.com/2011/10/uyku-bastirmayinca-posted-from-ipod.html' title='Uyku bastirmayinca... (posted from iPod)'/><author><name>Ozgur Ozan Cakmak</name><uri>https://profiles.google.com/109462684658928532035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh3.googleusercontent.com/-EWHHnsuKXc8/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAAa8/5lWAQPbZkfE/s512-c/photo.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3490042627249117773.post-550086909348681323</id><published>2011-09-14T10:02:00.000-07:00</published><updated>2011-09-14T10:02:46.736-07:00</updated><title type='text'>Komedyenlik üzerine.</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://t2.gstatic.com/images?q=tbn:ANd9GcRS6VUMaB9jjTZly9WL0SjPGBGKVaxxobBJ1z1mK6m2i2rcum7x" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://t2.gstatic.com/images?q=tbn:ANd9GcRS6VUMaB9jjTZly9WL0SjPGBGKVaxxobBJ1z1mK6m2i2rcum7x" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Sanırım şakanın da bir dozu olmalı. Dozu aşmış şakaları yapanları cezalandıracak bir hizmetimiz olsaydı sanırım sulu, gereksiz, soğuk ve miyadı dolmuş şakaları yapan insanlarımız verdikleri paracıkların etkisiyle olacak, kendilerinin "komik ve ilginç" bir insan oldukları yanılsamasından o saat ve dakika kurtulurlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayır ne çekicilik var bu komik kavramında onu anlamıyorum?Yahu komik adama ne güvenilir, ne inanılır, ne de kız verilir? Bu işi bir meslek olarak yapan insanlara şöyle bir baktığımızda genelinin sahneden indikten sonra&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Öf bir oyun daha bitti. Hadi içmeye gidelim&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tandansında olduğunu görüyorsunuz. Sizin için hayretle belki de ben çok olağan karşılıyorum bu durumu. Bir düşünsenize, kimsenin ciddiye almadığı ve almamak üzere izlediği bir insansınız 1-2 saat. Gelen kitlenin amacı gülerek deşarj olmak, sizin amacınız bu kitleyi güldürerek deşarj etmek. Hayır yani işin boktan tarafı bu işin mühendismatik bir tarafı olmaması. Sahnede izleyicilerin çoğunun zihninin henüz kuramadığı bir bağlantıyı kuracaksınız, bunu da düz biçimde değil, komikli bir biçimde çakacaksınız ki işlem tamam mesajı ile beyin kahkaha hormonlarını bassın vücuda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Velhasıl komik olmak bu derece işkence çektirici bir şey iken ergenlik çağına gelen her gencimizin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Ben Cem Yılmayan olucam&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;diyerek kendini manasızca dokunduğunu güldüren bir dambıldor sanması bambaşka. Hayır yani her cümle içerisinde ahlaka mugayyir bir kelime kullanınca otomatik olarak komik olmuyor, kaba olunuyor. Lakin niyeyse bu iki kavramı ergen zihni birbirine entegre etmiş gibi. Böyle bir hazırcevaplık, bir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Bu lafa 'ayar' vermezsem dünya yok olacak&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tavırları hakim. Yanlış böyle işler deyince hemen nesil çatışması gibi kavramlar haşırt! diye ortaya dökülüveriyor. Ama şunu da unutmamak lazım, komedi, satir, mizah güzel türler, yapan iyi yaparsa çok da eğitici, öğretici olan şeyler. İnsanın aklına Moliere geliyor ister istemez, Charlie Chaplin geliyor, Ferhan Şensoy geliyor ama onlarla günümüzdeki mizah anlayışını karşılaştırdığımızda ortaya&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Namık Kemal hamamda bir gün otuzbir çekerken...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;diye başlayan ve mizah olduğunu iddia eden şeyler çıkıyor ortaya.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Komikli günler!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3490042627249117773-550086909348681323?l=akkapli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akkapli.blogspot.com/feeds/550086909348681323/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://akkapli.blogspot.com/2011/09/komedyenlik-uzerine.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3490042627249117773/posts/default/550086909348681323'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3490042627249117773/posts/default/550086909348681323'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akkapli.blogspot.com/2011/09/komedyenlik-uzerine.html' title='Komedyenlik üzerine.'/><author><name>Ozgur Ozan Cakmak</name><uri>https://profiles.google.com/109462684658928532035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh3.googleusercontent.com/-EWHHnsuKXc8/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAAa8/5lWAQPbZkfE/s512-c/photo.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3490042627249117773.post-9083217233215054540</id><published>2011-09-14T05:19:00.000-07:00</published><updated>2011-09-14T05:19:33.853-07:00</updated><title type='text'>Kütüphane!</title><content type='html'>&lt;br /&gt;&lt;div style="background-color: transparent; clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;span style="background-color: #f3f4ee; color: #666666; font-family: Georgia; font-size: 10pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;Ta ta ta taam. En sonunda aldım bu beş gözden oluşan alamet-i farika, yani kütüphane denilen 5 dişi kalmış canavarı. Rengi de mobilyalara uyunca pek bir güzel oldu. Ancak ekşınsız olur mu benim böyle şeyleri alışım ve sonrasında yaşananlar. Pek tabii ki olamadı.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: #f3f4ee; color: #666666; font-family: Georgia; font-size: 10pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;Okula gidip hüzünle tezlerimi koltuğumun altına koyup döndükten sonra bu uzun süredir kafamda olan ama ya maddi nedenlerle ya da zamansal nedenlerle bir türlü alamadığım kitaplığı alabilmek için Koçtaş’a gitmeyi uygun buldum. Zira kitapların yerlerde olması günah, odanın bir türlü istediğim “toplu” haline gelememesi de pek bir ayıp kaçmakta.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: #f3f4ee; color: #666666; font-family: Georgia; font-size: 10pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;Çantaları falan bıraktım, cüzdanımı, anahtarımı ve telefonumu alıp yallah kendimi sokağa attım, “365′in yolları taştan sen çıkardın beni baştan” adlı parça soundtrack olmuştu o adımlar sırasında. Normal şartlar altında her 3-4 dakikada geçen hazret dolmuş bu sefer on dakikada gelmeyi uygun gördü. Ne yapalım binilecek, nezih ve şirin bir beldemiz olan Or-An’a çeyrek kala inilerek bilimum uygun mobilya şahsiyetleri kerterizlenecek.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: #f3f4ee; color: #666666; font-family: Georgia; font-size: 10pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;- Atla deve değil ya, alırım az taşırım getiririm.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: #f3f4ee; color: #666666; font-family: Georgia; font-size: 10pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;gibi kendini bilmez cümleler kurmakla meşgul oluyordum tahmini olarak 25 kilo çeken boyu da benim boyumu yaklaşık 2-3 kafa aşan bir ebada sahip olan dağınık kütüphane için konuşurken. Nitekim ulaştıktan sonra kendilerini bulmak pek zor olmadı. İki türde idiler, biri pek avrupai ve pek civcivsel olan sarı renkte olanlar, bir de normal haso türk işi kahverengiler. Ben bu konularda pek ırkçı takılamıyorum ama evdeki mobilyaların aralarında sarı bir arkadaşı istemediklerini düşünerek, evin asayişinin güvence altına alınması hasebiyle kahverengiyi seçmiş bulundum. O sıralarda oradan oraya dolaşmakta olan görevliyi dürtüklemek hatasına düştüm. Hataydı çünkü benim açımdan kendisi görevliyken, kendisi görev konusunda dilemmalar yaşadığından ötürü benim dürtüklememi, dürtüklemeden saymayarak başka bir yere gitti. Daha bir ilgili ve sevgi dolu görünen bir beyefendiyi evrensel dikkat çekme işareti ile selamlar silsilesine boğduktan sonra bu kütüphaneyi alma niyetimi usulca belirttim. Kendisi bunun üzerine büyük bir neş’e ile elindeki devasa PDA’ya hakkımda bilgiler girmeye başladı:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: #f3f4ee; color: #666666; font-family: Georgia; font-size: 10pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;-Adınız? Soyadınız? Telefon numaranız? Adresiniz?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: #f3f4ee; color: #666666; font-family: Georgia; font-size: 10pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;gibi sorular ardarda sorulunca bir an:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: #f3f4ee; color: #666666; font-family: Georgia; font-size: 10pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;-Lan herhalde kütüphaneyi yaptıracaklar? Ellerinde yok sanırım.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: #f3f4ee; color: #666666; font-family: Georgia; font-size: 10pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;gibi bir düşünce peydahlandı bende. Nitekim bu mini sorgulama aşaması başarıyla bitirilince kendisi 3×3 cmlik bir kağıt vererek:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: #f3f4ee; color: #666666; font-family: Georgia; font-size: 10pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;-Bunu alın, paranızı ödeyin, binanın çıkışında solda depo var oradan arabanıza yükleyin.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: #f3f4ee; color: #666666; font-family: Georgia; font-size: 10pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;-Ve fakat arabam yok?! Çok mu arabasal görünüyorum nedir?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: #f3f4ee; color: #666666; font-family: Georgia; font-size: 10pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;-Pardonlar kıtası! Taksi çağırın o halde, ona yükleyin.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: #f3f4ee; color: #666666; font-family: Georgia; font-size: 10pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;-Ebadı ne kadar ki bunun?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: #f3f4ee; color: #666666; font-family: Georgia; font-size: 10pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;-Görürsünüz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: #f3f4ee; color: #666666; font-family: Georgia; font-size: 10pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;gibi pek Brechtsel bir konuşma geçti. Yani ben hala kafaca taşınabilir olduğu konusunda ısrarcı olmaya devam ediyorum, pek sayın görevli ağbi bunun böyle olmadığı konusunda bir nevi işaret fişeği, havai fişek ve neon ışıklar yakmış halde. Ama dingillik zor zanaat, illa yaşanacak, görülecek, gerçeklik ile tanışılacak.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: #f3f4ee; color: #666666; font-family: Georgia; font-size: 10pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;Neyse pek hüzünlü olan para ödeme safhasından hemen sonra binanın dışına çıkmaya meylettim. Girerken tatlı tatlı gülümseyen güvenlikçi kız yerine, hırt bir amca gelmişti. Pek tabii olarak herhangi bir tepki vermeden dışarı çıktım.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: #f3f4ee; color: #666666; font-family: Georgia; font-size: 10pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;Solda… evet solda şüpheli bir çok kutunun olduğu bir yer vardı fakat bir depodan ziyade her AVM’nin o parlak ve steril görünümünün hemen altında olduğuna inandığımız devasa çöp yığınlarını andıran bir yere benziyordu. Bir tarafta çöpler, diğer tarafta forkliftler, böyle bir kaos, bir nevi endüstriyel çamur gibi bir yer. 4-5 kişinin ortalarda dolandığını görmüş bulundum, elimde kağıtlarla bir kitaplığım olduğunu ve bunu almaya niyet ettiğimi belirttim.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: #f3f4ee; color: #666666; font-family: Georgia; font-size: 10pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;-Arabanızı yanaştırabilirsiniz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: #f3f4ee; color: #666666; font-family: Georgia; font-size: 10pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;-Yahu kardeşim alnımda ehliyet mi var? Anahtarlığımda araba markası mı gördünüz? Gördüyseniz cebimden nasıl bunu tahlil ettiniz. Yok arabam, fakir bir sanatçıyım ben!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: #f3f4ee; color: #666666; font-family: Georgia; font-size: 10pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;- Ha o zaman taksi çağırın.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: #f3f4ee; color: #666666; font-family: Georgia; font-size: 10pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;- Ebadı ne bunun yahu? Taksiler nereden kalkıyor?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: #f3f4ee; color: #666666; font-family: Georgia; font-size: 10pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;- Na şu kamyonun arkasından.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: #f3f4ee; color: #666666; font-family: Georgia; font-size: 10pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;Na o kamyonun arkasında &amp;nbsp;hakikaten 2 tane taksi şanssız kurbanlarını bekleyen timsahlar gibi durmaktaydı. El ederek depoyu işaret ettim, şöför ağbi hemen durumu çakızlayarak direkt mal indirme zımbırtısının önünde durdu. Bir beş on dakika geçti lakin böyle bir kitaplıksal, kutusal herhangi bir şey olmayınca etrafa sıkkın sıkkın bakma evresine geçildi. Bilirsiniz bu evrede insanlar aslında orada o kütüphane için değil de başka her şey için bekliyor gibi davranmaya çalışırlar. Bir anda birisi:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: #f3f4ee; color: #666666; font-family: Georgia; font-size: 10pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;-Benim boeing’de bir türlü gelemedi depodan!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: #f3f4ee; color: #666666; font-family: Georgia; font-size: 10pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;dese herkes kafasını sallayarak hem bürokratik hem de depomatik sıkıntılardan dem vurarak olumlama çabasına girişecek. Derken bir ağbi elinde devasa boyutlarda bir kutuyla geldi. Yani basbayağı devasa, normalde ağır yük kaldırmaya alışkın olduğu her halinden belli olan dayı kardeş bile zorlanıyor benim eve kadar taşıma hayalleri kurduğum kütüphaneyi. Arka koltuğu bir şekilde kaydırarak içeri ekleşti o devasa yapı. Hala nasıl olduğu tam olarak kafama yerleşmiş değil? Yani insan boyundan büyük bir şeyin böyle tam tamına zbam! diye yerleşebilmesi… ürkütücü bir şey.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: #f3f4ee; color: #666666; font-family: Georgia; font-size: 10pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;Velhasıl eve tıngır mıngır gelindi ve sokaktan evin içerisine kadar taşıyabilmenin benim kassal limitleri haydi haydi aştığı tecrübe edildi.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: #f3f4ee; color: #666666; font-family: Georgia; font-size: 10pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;Montaj hikayesi var bir de… o da yarına kalsın. Alyen anahtarlı, çekiçli, tornavidalı bol parmağa vurmalı…&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3490042627249117773-9083217233215054540?l=akkapli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akkapli.blogspot.com/feeds/9083217233215054540/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://akkapli.blogspot.com/2011/09/kutuphane.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3490042627249117773/posts/default/9083217233215054540'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3490042627249117773/posts/default/9083217233215054540'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akkapli.blogspot.com/2011/09/kutuphane.html' title='Kütüphane!'/><author><name>Ozgur Ozan Cakmak</name><uri>https://profiles.google.com/109462684658928532035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh3.googleusercontent.com/-EWHHnsuKXc8/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAAa8/5lWAQPbZkfE/s512-c/photo.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3490042627249117773.post-5848824210550258137</id><published>2011-09-14T01:29:00.001-07:00</published><updated>2011-09-14T01:29:20.526-07:00</updated><title type='text'>Bayım bayım bayılan bayramlar</title><content type='html'>&lt;br /&gt;&lt;div style="background-color: transparent;"&gt;&lt;h3 dir="ltr" id="internal-source-marker_0.9510699782986194"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 16px; font-weight: normal; white-space: pre-wrap;"&gt;Merhabalar efendim. Çok renkli bir güne adım attığınıza eminim, çocukların dün gece itibariyle bir nevi savaş zamanı Lübnan, Dresden ve Berlin sokaklarını aratmayacak bir şekilde çatapat, havai fişek ve kızkaçıran gibi muhtelif balistik aparatlarla bama güme araba alarmlarını viyaklatarak başlattığı bir bayramdan, ki yer yer Ramazan, kimi zaman Şeker bayramı olarak bilinir kapaparantez, bahsediyorum.&lt;/span&gt;&lt;/h3&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;Sabah nitekim on sularında zili dingdonglatma hatasında bulunan bir grup çocukla gözlerimi açtım. “Ağbi şeker” diye gelinmekte ama bahsigeçen ağbi akşamdan kalma bir kılıkta olduğundan, saç sakal karışmış, gözler şiş, hafif şizo bakmaktayım nitekim sıradan bütün ziller çalınmış olduğundan mütevellit eskaza birisi kapıyı açıyor. Bizim kata geldiklerinde bir daha çaldılar. Kapı açıldığında bahsigeçen “çocuk”, ki kendisi jöleyi kafaya öyle ustalıkla yedirmiş ki uzaylı gibi uzatmış kafatasını, “ağbi” dedi ve şeker kısmını getiremedi. “Pardon amca” demek hatasında bulunmuştu ki kapıyı yüzüne kapatarak gereken yanıdı verdim. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;Nitekim daha sonra ebeveynler uyanarak kahvaltısal tandanslara girildi, bayram telefonları açıldı yakın ve uzak akrabalara. Ve benim ekseriyetle hiç hazzetmediğim mezarlık ziyareti safhasına geçildi. Hazzetmiyorum zira annem üzülerek ağlıyor, o ağlayınca ben sinirleniyorum, ortada gereksiz bir sinir katsayısı yükselmesi yaşanıyor. Zira sinirlendiğim kişi ağlanılan meftamız. Neyse, taksiye atlanıldı iki dirhem bir çekirdek giyinilerek hop ver elini mezarlık. Taksici abi de elini veriyor ama o para için uzatıyor elini, parasını alınca basıp gidecek ama olan trafikte ne mümkün. Ki trafik içerisinde ben diyeyim 14 siz deyin 12 yaşında pseudoşöför bireyleri direksiyon arkasından kafayı yolu görmek için uzatma faaliyetinde görünce tepe daha da atıyor aslen. O arabayı veren akraba muhtemelen oğlandan pek hazzetmiyor, “geberse de kurtulsak” kafasında vermiş de, o oğlanın geberme sırasında kullanacağı çarpılacak nesnedeki diğer insanların ne suçu var, o acayip bir soru.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;Neyse gelindi mezarlığa ama mezarlık, mezarlık değil bir nevi kreş olmuş görmeyeli. Eline pet şişeyi, pet damacanayı alan çocuk su musluğunun başında “ağbi dökim mi” şeklinde soru tacizine uğramaktasınız. Hayır bir de bu çocukların kendi loncasal muhabbetlerine maruz kalınca ortam daha da neşelenmekte. “Sen beni dövüyosun ağbi ben doldurmam suyunu” gibi atraktif şeyler. Çocukların parmaklıklara tırmanma öncesinde pet şişeleri en uzman topçu subayından daha büyük bir isabetle musluk tarafına atmaları ve bu atışlar sırasında bilimum kafa, bacak, kol ve diğer vücut organlarının isabet alması takdire şayan. Kafanıza boş ve yer yer ıslak bir pet bişey geldiğinde temiz bir küfrediyorsunuz, e küfredince de pek mezarlık, huzur sakinlik ortamı olmuyor. Çocuklar da işi kapmışlar, kimi suluyor kimi çapalıyor kimi de dua ediyor - sizin yerinize. Pek liberal, pek kapitalist bir ortam yaşanıyor mezarlıklarda. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;Velhasıl dönüş yolu korkulduğu kadar neşesiz olmadı, olamadı bu yüzden. Eve bir köstebek pasta eşliğinde dönüldü çay ile katık olsun diye. Derken 30 gün kafamızı hem davulla hem de kötü manilerle şaapan davulcu hazretleri yine araba alarmlarını viyaklatarak geldi. Manisiz olduğu görülerek sevinildi ama gidişinin sündüğü, 30 gün boyunca hizmet verdiği insanların yüzsüz ve beleşçi olduğu düşünüldüğünden “ne kadar uzun kalırsam o kadar çabuk pes ederler” gibi ters bir mantıkla çalmaya devam etti davulu. Etsin kardeşim, ben uyanmıyordum, zira uyanmak için uyumak lazım evvelinde o eksik olduğundan ötürü beni pek enterese eden birşey değil. Hoş uyansam da oruç bana uzak bir kavram, uyanmam sadece sunturlu küfür edilerek tekrardan uykuya dalmam sonucunu doğuracak. Yavaş yavaş demirini aldı davulcu, ya parası tamamlandı ya da umudunu kaybetti… ve yine çatapat… boğazında patlatacam bir gün birisinin bu çatapatı… icad edenin muhtemelen…&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;Çocuksal vahşetsiz bayramlar efenim.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3490042627249117773-5848824210550258137?l=akkapli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akkapli.blogspot.com/feeds/5848824210550258137/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://akkapli.blogspot.com/2011/09/baym-baym-baylan-bayramlar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3490042627249117773/posts/default/5848824210550258137'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3490042627249117773/posts/default/5848824210550258137'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akkapli.blogspot.com/2011/09/baym-baym-baylan-bayramlar.html' title='Bayım bayım bayılan bayramlar'/><author><name>Ozgur Ozan Cakmak</name><uri>https://profiles.google.com/109462684658928532035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh3.googleusercontent.com/-EWHHnsuKXc8/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAAa8/5lWAQPbZkfE/s512-c/photo.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3490042627249117773.post-4826957149639019047</id><published>2011-09-14T01:28:00.004-07:00</published><updated>2011-09-14T01:28:57.519-07:00</updated><title type='text'>Yağmursal fokurtular</title><content type='html'>&lt;br /&gt;&lt;div style="background-color: transparent;"&gt;&lt;h3 dir="ltr" id="internal-source-marker_0.9510699782986194"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 16px; font-weight: normal; white-space: pre-wrap;"&gt;Dışarıda gri bir hava, cama tıpırtılar şeklinde yansıyan bir yağmur. Annem kaldırıyor beni “Oğlum kahvaltı” diye. Oysa bilmiyor ben devrisi günün gecesini bu sabah ile birleştirerek uyumuşum. Elimde Philip K. Dick, kulağımda Slipknot.&lt;/span&gt;&lt;/h3&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;Boktan bir gece olduğu yüzünden böyle bir günsel dikiş yaptığımın haberi yok annemin. Ayn hanımın radyo programına katılarak sorulan sorulara boktan ötesi yanıtlar vererek yeniyetmelere maskara olunduğundan habersiz mutlu mutlu kalkıyor kadıncağız. Gerçi doğru yanıdı olmayan sorulara doğru yanıt verilememesi niye beni üzüyor o da başka bir sorun a neyse.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;Uyunuyor kahvaltı pas geçilerek. Kalkıldığında üst baş giyiliyor bünye sokağa atılıyor. İstikamet Sultanahmet, Çorlulu Ali Paşa. Ciğerleri karartmak amacıyla bu pazar edilmiş. Evde kalınarak peder hazretlerinin yılmaz özdilsel çıkarımlarını dinleyerek sinir harbi durumuna girilmesine gerek yok. Annem zaten ev temizliği konusunda bu pazarı kurban etmiş. Holde vileda, odamda kesif bir deterjan kokusu.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;Yağmur deri montumun üstüne tıpırdıyor bu sefer. Tophane güzergahından tren istasyonuna inilecek, para bozma konusunda nam salmış matiklerden jetonlar alınacak. İki kişiyle karşılaşıyorum, beş milyonlarını beğenmiyor makina. Paralarını bozuyorum iki on milyon ile. Makina benim on milyonlarımı beğeniyor çat hem onlara hem bana jeton kusuyor. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;Trende klima açık, dışarısı zaten soğukken içerisi daha da buzhane modunda. Hadi ben dertliyim gidiyorum, bunca insan nereye gidiyor bu pazarda bu yağmurda. Ona meraklanıp hayıflanıyorum.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;Bir kıza aşığım, sanki kaynak makinasıyla yazmışlar adını kafatasıma. Kız Ankara, İstanbul arası gidip geliyor sağlık kontrolleri yüzünden. Haftaya buluşmaya söz vermişiz. İple çekiyorum, normalde çekilmeyen 12 eylül gününü. Ötesi güzel geçecek, biliyorum. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;Tavşan kanı çay öncesi simit ayran ile açlığımı kesiyorum. Nargile bu, aç karnına içilirse mideyi bozar keyifin içine eder. Denenerek görülen bu durumdan tiksindiğim için bunu yapıyorum. Yoksa simit sarayı’na hasta olduğumdan değil bu para kazandırış hali. Güpgüzel turistler oturuyorlar, kimi flamanca kimi ingilizce muhabbet ediyor, havanın ne kadar soğuk olduğundan hayıflanıyorlar.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;Yemeğimi yedikten sonra basıp gidiyorum çorluluya. Közdeki odun kömürleri beni karşılıyor. Ortam sessiz, güzel. Tam benim istediğim gibi. Çıkarıyorum “Kalemimin sapını gülle donattım”’ı okumaya başlıyorum. Yağmur imansızca vuruyor şemsiyelere. Damı akıyor çorlulunun. Yerler bir nevi mini sel faciası. Ama şikayet etmiyorum, güzel burası böyle. Burada alınan huzur gibisi hiç bir yerde yok. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;Sonra elektronik postaları ve giden gelen var mı diye bilgisayarı açıyorum, bu yazıyı yazıyorum bir çeya ve bir nargileye arkadaş. Derin bir nefes alıyorum nargilemden. Yavru kedi ağacın altına işiyor, her taraf ıslak, sen de ıslat diyorum kediye. Anlamsızca bana bakıyor. “Gönder” diyorum. Gönderiyor…&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3490042627249117773-4826957149639019047?l=akkapli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akkapli.blogspot.com/feeds/4826957149639019047/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://akkapli.blogspot.com/2011/09/yagmursal-fokurtular.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3490042627249117773/posts/default/4826957149639019047'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3490042627249117773/posts/default/4826957149639019047'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akkapli.blogspot.com/2011/09/yagmursal-fokurtular.html' title='Yağmursal fokurtular'/><author><name>Ozgur Ozan Cakmak</name><uri>https://profiles.google.com/109462684658928532035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh3.googleusercontent.com/-EWHHnsuKXc8/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAAa8/5lWAQPbZkfE/s512-c/photo.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3490042627249117773.post-4794843515843422506</id><published>2011-09-14T01:28:00.002-07:00</published><updated>2011-09-14T01:28:31.401-07:00</updated><title type='text'>Mikrofon arayışları.</title><content type='html'>&lt;br /&gt;&lt;div style="background-color: transparent;"&gt;&lt;h3 dir="ltr" id="internal-source-marker_0.9510699782986194"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 16px; font-weight: normal; white-space: pre-wrap;"&gt;Merhabalar efendim, kendi kendini bireysel bir komite ile yöneteyazan bendenizin bir defa daha konuğu olmanız ne kadar hoş bir davranış. Havalar nitekim serinledi, artık geceler o kadar içten yanmalı motor gibi patlama öncesi gibi yaşanmıyor.&lt;/span&gt;&lt;/h3&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;Gerçi bu rahatlığın benim bugün saat 3’te uyanmamla kesinlikle alakası yok. O benim hayvanlığım bütünüyle. Kalkıldı, mahmur gecenin yorgunluğu bir acı kahve ile atıldı. Daha sonra günlük işlerin ne olduğu düşünülerek planlama yapıldı. Derken friendfeed’den çok sevdiğim bir arkadaşımın radyo programına katılmamı istediği mesajını görünce mikrofon da almak gün planının içine sızdı. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;Kola ve bilimum evsel zımbırtılar alındıktan sonra kapıları tekrardan açıp kilitlemek zor geldiğinden ötürü poşet dışarıya bırakılarak mikrofon arayışına düşüldü. Oraya gidildi yok, buraya gidildi yok… kısacası Sıraselviler dahilinde dandik bir pc mikrofonu satan yer yok, hüzünle görüldü bu gerçek. İki ihtimal var, ya Alman hastanesi civarına çıkılacak bizim dükkandan alınacak, ya da Teknosa paklayacak mikrofon arayışını. Peder hazretlerinden bir şey almak ayrı dert. Adam ben veya annem dükkandan birşey isteyince esnaf olduğunu hatırlayayazası geliyor. Veriverilecek şeyin pahasal değerinin ne olduğu pek önemli değil, kör bir cd de olabilir, kulaklık da olabilir. Tavır “Bu x’i ne doktorlar ne mühendisler istedi de satmadım. Sana veriyorum hadi neyse” şeklinde özetlenebilecek bir nevi kayınvalide, kayınpeder tavrı. Tamam bedavaya alıyorum, hesapta para vermiyorum, ama o surat ve tavır çekmektense efendi efendi parayla gidip Teknosadan almak daha mantıklı geldi. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;Yüründü gerilla beyoğlu, şimdinin Tarlabaşı haline gelen sokaklardan. Tarlabaşı zira devlet-i alîmiz sokakların çakma arnavut kaldırımı olmasına karar verdiğinden mütevellit her yer inşaat. Çakma arnavut kaldırımı nasıl oluyor diye soracaksınız, pekala yanıt vereyim, şöyle ki, betonu döküyorsunuz; üstüne de arnavut kaldırımı şekli veriyorsunuz öyle kuruyunca oluyor size çakma arnavut kaldırımımsı sokak. Ama bunu yapmak için önce, bir önceki sokağı deşmek lazım e bunu deşince de o yoldan yürümenin mümkünatı bir nevi Camel Trophyleniyor. Neyse trophy olarak bir şekilde Teknosa’ya ulaşıldı ama alınacak nesne bir cep telefonu veya bir fotoğraf makinası olmadığı için pek fazla ilgilenilmedi, olsun! Bir mikrofon almak için ilgili bir teknosacıya ihtiyaç yok, raftan bulunur fiyatlarına göre karşılaştırılır alınır. Ki öyle oldu. Gerçi dallama bir biçimde tam kasanın önünde kuyrukvari bir kalabalık oluşturarak yeni alınan cep telefonunu mastürbatif bir biçimde anlatan 2 müşteri ve bir görevli olmasa daha çabuk çıkılacaktı. Hayır langa bostanları “Beyfendicim burası kuyruk değil” de demiyorlar. İnek inek bekleşiyor, bakışıyoruz; telefon da kendini bütün über özelliklerinin yanısıra tren gibi hissediyor. Öyle ki her an çufçuf sesi çıkartarak az ileriden geçen tramvay hattına yapışacak. Bir şekilde para vermeye ve malzeme alınmaya muvaffak olundu.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;Eve dönüldü, bilgisayara sokuşturmaya çalışırken ÇAAT diye bir ses geldiği görüldü, duyuldu mikrofondan. Efendim esnemek konusunda pek özürlü imiş bu mikrofon kulaklıklar. Yapıştırıcı arandı, uhu ile belli bir süre debelenildikten sonra “Sıçmışım kulaklığına bana sadece mikrofonu lazım” denilerek makas marifeti ile çıt çıt efekti ile mikrofon kulaklığın gereksizleşen kulaklık kısmı budandı. Mikrofon birkaç şanssız arkadaşın üstünde “Test test van tu van tu” şeklinde seslenilerek denendi, sonuçlar tatmin edici bulundu ekseriyetle. Dibinde bir adet kulaklık bulunan ve kendi başına çok dengede duran bir adet eski kulak şimdi masa mikrofonu elde edilmiş olundu. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;Gerçi şu var, mikrofon zaten adı üstünde tatmin edememesi olanaksız bir alet. Az kasılırsa dinlemek için kullanılan kulaklıklar bile mikrofon olarak kullanılabiliyor, oldukça verimsiz oluyor bu kullanım ama sistem ve aparat aynı. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;Yarın nargile günüm, yarın çorlulu günüm. Yarın aynı zamanda mitingler günüymüş. O da bambaşka bir heyecan. Hayırcılar evetçileri dövecek mi, evetçiler hayırcıları sopalayacak mı her ne kadar iki miting ayrı yerlerde olsa da biz Türk milleti olarak böyle toplu atraksiyonlarda karşı takımın tribününe, miting alanına, kamp alanına kendi grubumuzdan adamları göndererek bir nevi güç gösterisi yapmayı severiz. Nitekim yarın böyle bir ekşın bekliyorum. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;Ekşın demişken, bu kelimeyi bana kazandıran çok değerli kardeşim U. Öyp’yi kazanmış ve gidiyormuş Ankara’dan. Mailden tebrik ettim ama buradan da etmek isterim. Hayatını kurtarmanın şerefine güneşi bir ara senin il plakan sınırlarında rakı burcuna sokmanın zamanı gelmiş demektir azizim. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;Şerefe günler!&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3490042627249117773-4794843515843422506?l=akkapli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akkapli.blogspot.com/feeds/4794843515843422506/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://akkapli.blogspot.com/2011/09/mikrofon-arayslar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3490042627249117773/posts/default/4794843515843422506'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3490042627249117773/posts/default/4794843515843422506'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akkapli.blogspot.com/2011/09/mikrofon-arayslar.html' title='Mikrofon arayışları.'/><author><name>Ozgur Ozan Cakmak</name><uri>https://profiles.google.com/109462684658928532035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh3.googleusercontent.com/-EWHHnsuKXc8/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAAa8/5lWAQPbZkfE/s512-c/photo.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3490042627249117773.post-4226280529198730611</id><published>2011-09-14T01:28:00.000-07:00</published><updated>2011-09-14T01:28:00.999-07:00</updated><title type='text'>Hıyar Gladyatör</title><content type='html'>&lt;br /&gt;&lt;div style="background-color: transparent;"&gt;&lt;h3 dir="ltr" id="internal-source-marker_0.9510699782986194"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 16px; font-weight: normal; white-space: pre-wrap;"&gt;Pazar günlerinin politik bir kafa ütüleme günü olduğunu sanırım tekrardan hatırlamak acı oldu. Ne biçim bir siyasal atmosferimiz varsa kimse memnun değil ortamdan, ya da ballı lokma tatlısı şeklinde mutlu halinden. Yani iki arada bir derede, namıya meşhur “Ortadirek” denilebilecek kitleden eser yok. Ya gitsinler-ciler var ya da kalsınlar, patlayana çatlayana kadar kalsınlar deniliyor. İşin daha da beteri “gitsinci”lerin alternatif bir planı yok, yani gitsin de yerine kim gelsin? Biz gelelim de denilmiyor, onu diyecek yürek yok böyle yandan yandan “iktidarı cebimize koysanız ne kadar güzel olacak” havaları. &lt;/span&gt;&lt;/h3&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;Hele bu referandum mevzusu… güzel Türkçemize tecavüz ediyor her iki taraf da fütursuzca. Ramazan günlerinin favori lafı olan “Hayırlı günler” ve içinde herhangi bir şekilde H-A-Y-I-R harflerinin yanyana bulunduğu cümleler iktidar tarafından tasvip edilmiyor. E kardeşim Hayır sadece hayır, yani olumsuzluk nidası anlamında değil ki? Hayır diye başka bir kelimemiz de var iyilik anlamına gelen. Onu ne yapacağız güzel kardeşim? &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;Hadi onu geçtim, bir önceki konuya dönersek eğer, bilimum üstün insanların fütursuzca çarpıştığı tartışma programlarına dönecek olursak, ki burada hıyar gladyatör sanırım çekirdek çitleyerek ve çaya arkadaş şekerle beraber gözlerimizi aça aça, belerte belerte ve yuvalarından fırlata fırlata izleyen biz izleyiciler olmaktayız, tam olarak neyi çözdükleri belli değil? Yani her tartışma programı öyle bir aurada ki, sonucunda “Hah bu program bitsin, memleket haşırt diye muassır medeniyetler seviyesine yükselecek, Şampiyonlar Ligi’nden Avrupa Birliği’ne kadar değişik sektörlerde birinci sırada olacağız. Hani tartışılan konular önemsiz değil, kimisi için bir hayat gerektirecek araştırma konuları, ama 3-4-5 saatte bitirilebilecek bir anda izleyicinin ve tartışan tarafların kafasında bir Rönesans aydınlanmasına yolaçacak mertebede değiller.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;Tartışmayı da ne kadar bildiğimiz bu programlarda ortaya çıkıyor. Herkes karşı tarafı kesin ve kati bir biçimde susturma eğiliminde. Birbirini dinleyerek, bir tolerans havası içinde olunarak, bir bilgi paylaşımından ziyade havada sözler vasıtasıyla uçuşan aparkatlar, tekmeler ve tokatlar var daha çok. Yani o saygın, kravatı ve takım elbisesiyle bir nevi kutsal bilgilere vakıf birisi gibi oturan çok sayın ağbinin içerisinden yaratık gibi bir mahalle kabadaysı fırlayıveriyor. İlerleyen vakitlerle beraber bu karşı tarafı domine etmeye yönelik olan çaba beyhude olunca, zira tarafların her ikisi de kendi haklılığından hem eminler hem de bu emin oluşun üstüne 5 kat yat verniği çekmiş haldeler. Kişi değiştirmek istese bile en başta o vernikle papaz olunacak, tiner vesaire gibi solventler ile eğer çözülebilirse değiştirilebilecek o düşünce, ki niye değiştirelim?!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;Biz de ekran başında bir nevi futbol taraftarına dönüşüyoruz. Hiç sevmem bu ayaktopu enstitüsünü ama gözlemlediğim davranış o yönde. Utanmasak ve elimize kolay gelir olsa “Tartışmacı x!” diye bayraklar açacak tezahüratlar yapacağız. Yurdum sınırları içinde olan bir hava bu. Hollanda’da karşınızdaki hoca, koskoca profesör, dangozca bir laf etseniz bile sonuna kadar bekler sonra da “Beyefendiciğim güzel söylediniz ancak şunu şunu unuttunuz sanıyorum” diyerek ne sizi rencide edici ne de kendisini ortasahaya atan bir forvet edasıyla sunucu bir ılımla yaklaşır. Hele İngiltere’de bu tartışma ahlakı bambaşka bir kafada. Ha tartışma-kavga ahlakı da var, onu publarda yapıyorsunuz o daha da eğlenceli ama memleket meselesi ciddi bir iş olduğundan ilk düşüncesi şiddet olan, sözlü veya fiziksel, beceriksizlere bırakılamayacak kadar ciddi bir iş.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;Ilımlı günler!&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3490042627249117773-4226280529198730611?l=akkapli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akkapli.blogspot.com/feeds/4226280529198730611/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://akkapli.blogspot.com/2011/09/hyar-gladyator.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3490042627249117773/posts/default/4226280529198730611'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3490042627249117773/posts/default/4226280529198730611'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akkapli.blogspot.com/2011/09/hyar-gladyator.html' title='Hıyar Gladyatör'/><author><name>Ozgur Ozan Cakmak</name><uri>https://profiles.google.com/109462684658928532035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh3.googleusercontent.com/-EWHHnsuKXc8/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAAa8/5lWAQPbZkfE/s512-c/photo.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3490042627249117773.post-1416763981200913231</id><published>2011-09-14T01:27:00.001-07:00</published><updated>2011-09-14T01:27:14.516-07:00</updated><title type='text'>Tozlardan bir demet!</title><content type='html'>&lt;br /&gt;&lt;div style="background-color: transparent;"&gt;&lt;h3 dir="ltr" id="internal-source-marker_0.9510699782986194"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #222222; font-family: Georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 28px; white-space: pre-wrap;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/h3&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;Öhhö, öhhö! Sanırım bu toz benim sonum olacak. Memlekette bir inşaat sezonu mu açıldı nedir, yan apartmandan bir matkap sesi, beri apartmanda bir sıva karıştırma fışırtısı, diğer taraftan molozları sokağa atan insanlar…&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;Hayır, tabii ki inşaat yapılabilir; evlerimiz bizi yansıtan yerlerdir, öyle ya hayatımızın neredeyse en önemli anları bu yerlerde geçiyor. Uyuyoruz, tuvalete gidip zart sifonu çekiyoruz, gerektiğinde sevgilimizle geliyoruz, sevişiyoruz gerekmediğinde de sevgili olmayan arkadaşlarımızı ağırlıyoruz gayet beyefendi beyefendi veya hanım hanımcık. Kitap da okuyabiliyoruz, bir elimizde çay dışarıda yağan yağmur kar veya bilimum sıcağa rağmen.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;Sözün kısası bu kadar önemli bir yerin duvarının boyası döküldüğünde, orası burası yıpranarak artık yaşını gösterdiği zaman, aptal aptal “yea nolacak olursa olsun” kafasında değilsek alıyoruz elimize verniği vırt zırt kutusunu üzerimize geçiriyoruz en eski ve ilk atılacak kıyafetlerimizi yallah tiner kokusu, boya kokusu sarıyor bizi. Ama bu yapılan bireysel mini çabalar eğer üstün bir el yeteneğine sahip değilseniz daha çok sıvama mahiyetinde bir sonuç oluşturuyor. Yani zaman sıçıyor, biz de “yaparım lan!” dediğimiz anda sıvama şeklindeki zorunlu sonucunu doğuruyoruz. Hayır bir erkek olarak “usta çağırmak” yabancı bir kavram bize. Sadece genetik zarlar ile erkek olmanın bizi sorun çıktığında suntacı, contacı, tesisatçı, ve boyacı şeklinde süregelen -cı, -ci eklerine sahip mesleklerin erbabı olduğumuza inandırıyor olması ne yazık ki eğitimle ve bilimum öğretim kurumlarından alınan lisanslarla azalmayan, aksine artan bir sanı.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;“Ulan kant okumuşum mini bir conta mı beni durduracak hahayt!” &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;şeklinde başlayan tesisatsal maceraların sonu hüzünlü bir biçimde evin su basması ile sonuçlanmakta ekseriyetle. Sunta cilalarken tinerden zehirlenerek kafayı lunaparklaştırarak uzaya uçuran insanlara ne buyurulur? Boya da aynı narkotiksel tehlikeden muzdarip. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;Ne diyorduk, toz. Her taraf toz. Acayip olan şey evlerin inşaata girmesi değil, az önce belirttiğim gibi, ama total olarak sağ sol ve önüm arkam şeklinde ifade edilebilecek komşusal koordinatların bir anda topluca inşaatlanması. Ses zaten yeterince sinir bozucu, matkap sesi ile uyandırılmak gereksiz bir sinir katsayısı yüklenmesine yolaçıyor doğal olarak. Bir de bunun üstüne Japonların medar-ı iftiharı Nikon marka fotoğraf makinasının bilimum toz zerrecikleri ile fotoğraf çekmesi, bilgisayarın dvdsinin okumaması, her şeyin üstünde bir karış toz olarak orjinal renginin görülmekten ziyade tahmin edilebilir bir kıvama gelmesi bu yüksek sinir katsayısına atılan odunlar ve üstüne dökülen napalm etkisi yapıyor. Hayır kızacaksınız, ekseriyetle kolay kızan bir insanım zaten o konuda bir başarısı yok bu inşaatsal aktivitenin, ama kime kızacağınız belli değil. Usta garibim zaten ekmek parası peşinde, evsahibi deseniz o sizden beter; o çekilen tozun kirin sesin üstüne bir de “Ustalara kontinental yemek bulunacak, ustanın başında beklenecek veya bekleyecek bir erkek bulunacak, ustanın parası verilecek” gibi ek zihinsel yüklerle donanmış halde akılsal olarak ha koptu ha kopacak bir lastik gibi bir dengede. Olacak olan şey üst baş giyilip tozdan silkinilip dışarıya çıkmak, ama dışarısı da ayrı dandini. Bir önceki postta değindiğim gibi graydersel faaliyetler var, her taraf inşaat, her tarafta bir mimarisel değişim.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;Galaktikasal bir çaba sonrasında ulaşılabilen bar, kafe veya benim durumumda genelde son istasyon olan nargileciye gidip oturduğunuzda da rahatlayamıyorsunuz. Zira vırt satan zırt satan o olmadı koşuşan ve koşuşurken ince frekanstan zırıl zırıl ses çıkartan çocuklarla çevriliyorsunuz bir anda. Elde Beckett, sinir katsayısından kurtulmak için iki satır birşey okunacak, haşırt “AAANNNNEEEAAAA” sesi ile ne Beckett kalıyor ne Godot. Müzik çalarken de tiyatro eseri okunmaz ki, tiyatro eserinin kendine özgü bir melodisi vardır, kendine has bir ritmi, kendine şaşal bir havası vardır. Kral Lear ile Macbeth mesela aynı ritimde okunmaz, hissedilmez her ne kadar aynı yazarın kaleminden çıksa da. Ama isterse en şaklaban halde olsun böyle bir ortamda okunamıyor işte. Denendi, hüzünle görüldü. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;Neyse, yarın günlerden pazar. Pazar pazar insanlar evlerinde işçi ve ustasal dilemmalara girecek olsalar da belediye bu dilemmaya girmiyor çok hoş bir biçimde. Evlerdeki ustasal sorun da sabahın onunda başlamadığından rahatça uyunabiliyor, sıcaktan fırsat kalırsa tabii. Ama işte yarın bizim evde tatil sonrası olağan mega gigantik temizlik faaliyeti olacağından ötürü yine bir nargileciye şovullanacak gibi görülüyor. Ekim gelse de iş güç okul başlasa… &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3490042627249117773-1416763981200913231?l=akkapli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akkapli.blogspot.com/feeds/1416763981200913231/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://akkapli.blogspot.com/2011/09/tozlardan-bir-demet.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3490042627249117773/posts/default/1416763981200913231'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3490042627249117773/posts/default/1416763981200913231'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akkapli.blogspot.com/2011/09/tozlardan-bir-demet.html' title='Tozlardan bir demet!'/><author><name>Ozgur Ozan Cakmak</name><uri>https://profiles.google.com/109462684658928532035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh3.googleusercontent.com/-EWHHnsuKXc8/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAAa8/5lWAQPbZkfE/s512-c/photo.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3490042627249117773.post-5348416918254850855</id><published>2011-09-14T01:26:00.005-07:00</published><updated>2011-09-14T01:26:52.770-07:00</updated><title type='text'>Salman Rüştüsel heyecanlar</title><content type='html'>&lt;br /&gt;&lt;div style="background-color: transparent;"&gt;&lt;h3 dir="ltr" id="internal-source-marker_0.9510699782986194"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 16px; font-weight: normal; white-space: pre-wrap;"&gt;Merhabalar efendim, yine ben. Muzur müzikallerden çıkma bir hayatım olduğundan şu son haftanın pek bir mülayim, pek bir kaldırım mühendissel geçtiğini söylemek gerekmekte. Gerçi bu mühendisliğin temelinde yatan sessizlik abidesi Stargate sg1 olmakta. 11 Sezon neredeyse her gün sabahlayarak seyretmeme rağmen 5. sezonu ancak ortalayabildim denilebilir.&lt;/span&gt;&lt;/h3&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;Her neyse, bu derece popüler kültürsel tirbüşonlanmanın ötesinde benim size anlatmak istediğim şey yol inşaatları. Niye bu kadar taktım bu yol inşaatlarına çünkü bu aptal inşaat benim evim ile nargilecim arasındaki yolu talan etmekle kalmayıp her gün grayderle gezilmesi sinir dingildetici bir hale geliyor. Sorarsanız adı beyoğlu görünüm tarlabaşı, ama üstünden geçile geçile Tarla’da bizlere ömür olmuş halde. Bir nevi bireysel Camel Trophy, ınınıın. Bu yolun ne zaman adam gibi bir yol olacağı o adam gibi olan yolun ne zaman yeterince adam bulunmayıp yıkılacağı da eş olarak belli değil. Öyle ya yeni iktidara gelen her belediye yolun yeterince fiyakalı olmadığına karar vererek ilk iş bu yolları ideolojik fiyakaya oturtma yoluna gidiyor. İnsanca bir durum olmuyor bu zira yol inşaatı tek başına taşları değiştirmekle alakalı bir olay değil. Orası delinecek taşlar götürülecek, delinirken delinen su elektrik havagazı borusu tamir edilirken vatandaş sanayi o süreç dahilinde susuz, elektriksiz ve gazsız kalacak. Oysa adam gibi bir belediyemiz olsa tek bir yol konusunda anlaşır bir defa yapılır, o da adam gibi yapılarak bir daha uğraşmak zorunda bırakılmaz. Bu new york ve bilimum amerikan kentlerinde geçen filmlerde gördüğümüz devasa mega gigantik kanalizasyonlar yapılarak kablo ve bilimum boruların buradan geçmesi sağlanarak herhangi bir patlama çatlama ve kırılma durumunda sinir bozucu rattatata sesi olmadan 2 tane insanı aşağı göndererek tamir etme imkanı sağlanabilir. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;Ama bizim ülke genç bir ülke olduğundan henüz ne mimari ne de sokaksal açıdan bir sanatsal stabiliteye haiz değil. Bir de karanlık ve elektriksizlik can sıkıntısından, “ne yapsak ki” sorusuna “hadi sevişelim” diyecek çiftlerimizi sağladığından ötürü bize bebek olarak dönmekte. Haşırt, bir taşla iki kuş, hem tasarruf hem de nüfus artışı. Öyle ya nüfusumuzun artması nüfuzumuzun artmasıyla eşdeğer hala. Bu yeni doğacak çocuğun nasıl kaliteli bir yaşama sahip olacağı şu özlü sözle hasır altı ediliyor: “Allah rızkını verir”.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;Tamam karşim, ben buna karşı değilim. Yani Allah’ın bizim görmediğimiz ama dünya üstünde bulunan bir rızık fabrikası olabilir ama biz de insanlar olarak biraz karar vererek 7 çocuk yerine 2 çocukta karar vererek bu olası 7 çocuğun insan larvası gibi yetişmesi yerine 2 tane insanca yetişecek çocuk yapabiliriz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;Çocuk olayı da ayrı bela. Geçen evde oturuyorum yine, şaşırtıcı olmayan bir biçimde tatili takır takır öldürüyorum, kurbansız cinayet olur mu, kurşun izleri ile ölmüş saatleri henüz kimse göremediği için sanırım bu ona giriyor. Vici vici vici diye sesle doldu sokak. Hayır ses, eskiden üretilen ve bir küvet ahlakı varken kullanışlı olan plastik sarı ördeklerin sıkıldığında çıkan sesi. Kafayı uzattım baktım, çocuk koşmasıyla ritmik bir biçimde çıkan bir ses bu. Ayakkabılar bu sesi çıkartmakta. Pek ilginç bir icat olarak buldum bu buluşu. Tamam zamanında ergenliğe girerken ben de böyle basıldığında ışık çıkartan L.A. Gear pabuçlarım oldu kabul ama bu ses hakiki ve safi bir biçimde sinir bozucu. Olmayan bir sivrisinek gibi. Hayır çocuk da ufak, uyarsanız iki dakika susacak sonra “şu beşinci kattaki amcayı deli edeyim çok eğlenceli oluyo” diyerek inadına koşturmaya başlayacak. Siz de elinizdeki pompalı tüfekle bir nevi mini atış talimine girerseniz çok balistik ve polisiye bir durum yaşanacak.Sonra gazetelere manşet “Akademisyen, çocuk öldürdü!” &amp;nbsp;Hayır yargıca da anlatılamaz, kafa şaapan bir ses yüzünden bu duruma düşüldüğü. Benim bir taraftan daha da dilemmalara düşüren şey bu pabucu kimin ürettiği? Bir nevi psikolojik harp mi bu Türkiye’mizin say say bitmeyen düşmanları tarafından yapılan. Bitmiyor çünkü siz “düşman” kontenjanından yazıyorsunuz, hop ertesi gün müttefikimiz addediliyor. Öyle ya Yunanistan mesela bu George Orwellsel kontenjanda sayılabilecek bir devlet. Bir palikarya oluyor, hava sahamıza tecavüz eden, kızlarımızı yunan damatlarla evlendirmeye meyilli; bir anda haşırt yunan kardeşlerimiz oluyor. İnanıyorum 80 sonrası gençliğin ekseriyetle bu derece saftrik olmasının sebebinde bu kararsızlık yatıyor. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;Arkadaşların yüksek ısrarı sonucunda John Fowles’un “The Magus“‘unu aldım. Sanırım 10. bölüme gelmeme rağmen hala saramadı bu kitap ve milletin tam olarak bu kitapta ne bulduğunu kerterizleyemedim. Ana karakterin tek bir numarası var ingiliz bir bohem olması. Hayır çizilen profil bir irlandalı profili, sünger gibi içerek elalemin kızlarına musallat olan bir kardeşimiz. Gerçi roman icabı kızlar buna musallat oluyorlar ya muhayyilemize eziyet olan bu sürreel durumlar bana pek inandırıcı gelmiyor. Zira şu zamana kadar kimse bana musallat olmadı sadece Blake okuyorum diye. Bu durumda benim tipsizliğimden de bahis açılabilir ama bu benim çok Schengen vizesi koyabileceğim bir durum. 8 tane ameliyattan sonra çok Brad Pittsel bir hal taşımayacağım çok malumun ilamı bir durum. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;Siyah haşin deftere yapılan bu öcü karalamalar umarım sizi eğlendiriyordur, zira bu ekseriyetle kızgın ama bu sinir dingildemesini dışarıya yansıtmayan adamın tek patlayabileceği yer burası. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;İnşaatsız günler!&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3490042627249117773-5348416918254850855?l=akkapli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akkapli.blogspot.com/feeds/5348416918254850855/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://akkapli.blogspot.com/2011/09/salman-rustusel-heyecanlar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3490042627249117773/posts/default/5348416918254850855'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3490042627249117773/posts/default/5348416918254850855'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akkapli.blogspot.com/2011/09/salman-rustusel-heyecanlar.html' title='Salman Rüştüsel heyecanlar'/><author><name>Ozgur Ozan Cakmak</name><uri>https://profiles.google.com/109462684658928532035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh3.googleusercontent.com/-EWHHnsuKXc8/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAAa8/5lWAQPbZkfE/s512-c/photo.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3490042627249117773.post-5177484380348508464</id><published>2011-09-14T01:26:00.003-07:00</published><updated>2011-09-14T01:26:29.906-07:00</updated><title type='text'>Yine pazarlardan bir demet…</title><content type='html'>&lt;br /&gt;&lt;div style="background-color: transparent;"&gt;&lt;h3 dir="ltr" id="internal-source-marker_0.9510699782986194"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 16px; font-weight: normal; white-space: pre-wrap;"&gt;Faturaları dize dize bir hal oluyoruz. Cart faturası curt faturası üstüne de kontörsel dilemmalar eklenince insan niye çalıştığını niye para aldığını merak ediyor. Öyle ya eğer bu maaşı sadece ve sadece normal standartta bir yaşam idame ettirmek adına faturalara gömeceksek niye 8 saat (en az) çalışılıyor günde sabah saat 8’de kalkılarak. Kimi zaman insan Gregor Samsa gibi kalktığında bir böcek olmak istiyor. Hayatları daha basit daha çilesiz, ta ki bir terliğin tersi ile karşılaşıncaya kadar.&lt;/span&gt;&lt;/h3&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;Dışarı çıktığımda spar ve bilimum marketlerin açık olduğunu büyük bir şaşkınlıkla idrak ettim. Diyeceksiniz bunda idrak edilecek ne var? Ancak naçiz kulunuz genel olarak pazarları çıkmadığı ve çıktığı zaman ziyaret ettiği tek yer nargileci olunca pek marketlere bakamıyor. Hollanda’da 6 ay boyunca cumartesileri iki günlük alışveriş yapmaya alışıp pazar günleri bir adet marketin açık olmadığını yaşayınca böyle güzel ve minik şeyler değer kazanıyor. Gidiyorsunuz yemeğinizi ekmeğinizi alıyorsunuz hop ha hafta içi ha hafta sonu.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;Bizimkilerin tatillerini perşembeye uzatmaları çok Kral Learsal bir durum oldu. Ev zaten yeterince sıkıcılaşmışken şu bir haftada ek bir dört gün üstü fatura ödemeleri pek bir bayıcı ve trajik hale geldi. Evde radyo açık, radyo ile bir diyalogumsu monolog sürdürülüyor. Radyo kendini ramazan şeriflerine adamış benim midem aşırı alkol+rakı küründen için için yanmakta. Hiç anlaşamıyoruz radyo ile ama evde bir ses olsun diye açılmak zorunda kalınıyor. İnsanın bu insan sesine olan muhtaciyeti çok acı ve çok hüzünlü bir durum. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;Sanırım en sonunda yaz bitti, yağmur falan yağacak gibi. Ne kadar hoş bir durum olduğunu anlatmam imkansız. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3490042627249117773-5177484380348508464?l=akkapli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akkapli.blogspot.com/feeds/5177484380348508464/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://akkapli.blogspot.com/2011/09/yine-pazarlardan-bir-demet.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3490042627249117773/posts/default/5177484380348508464'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3490042627249117773/posts/default/5177484380348508464'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akkapli.blogspot.com/2011/09/yine-pazarlardan-bir-demet.html' title='Yine pazarlardan bir demet…'/><author><name>Ozgur Ozan Cakmak</name><uri>https://profiles.google.com/109462684658928532035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh3.googleusercontent.com/-EWHHnsuKXc8/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAAa8/5lWAQPbZkfE/s512-c/photo.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3490042627249117773.post-4219225386712703388</id><published>2011-09-14T01:26:00.001-07:00</published><updated>2011-09-14T01:26:01.956-07:00</updated><title type='text'>Pazar ve bilimum şaşalsal sendromlar</title><content type='html'>&lt;br /&gt;&lt;div style="background-color: transparent;"&gt;&lt;h3 dir="ltr" id="internal-source-marker_0.9510699782986194"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 16px; font-weight: normal; white-space: pre-wrap;"&gt;Efendim merhabalar yine bendeniz, yine bir elimde pipo olmasa da tütünsel bir atraksiyon olarak nargile, diğer elimde ona arkadaş çay hazretleri. Düşünüyorum da bu çay mesnetsizi olmasa biz bir uygarlık olarak ne yapacaktık? Bizim bu çaya düşkünlüğümüzün net bir açıklaması yok. Orta asya steplerinde çay yetişmiş de bizim mi haberimiz yok o çok problematik bir durum. Rusların durumu daha vahim, kraliyet içeceğinin yavaş bir şekilde halka inmesi bir sorun olmuş mudur o bizim bu çay bağımlılığımızdan daha vahim bir sorun&lt;/span&gt;&lt;/h3&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;“Lan senyör bizim bu çayları köylüler de içmeye başlamış”&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;“Hassiktir!”&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;şeklinde bir diyalog dönmüş müdür Kremlin’de tarihler bunu kayda düşmeye değer bulmamış. Ancak harareti aldığı iddia edilen bu içeceğin soğuk Sibirya steplerinde neyi aldığı bambaşka bir sorun.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt; Adorno’nun “yüksek kültür ürünlerinin halk tarafından tüketilmesi için yozlaştığı” argümanına taktım bu aralar. Bu mevzuya takmamda her olağan ailesel pazar kahvaltısında maruz kalınan magazin programlarının etkisi büyük. Eskiden “sanatçı” payesi öyle her tralala diye şarkı söyleyene verilmeyecek bir şeydi. Şimdi elimizi atıyoruz sanatçıya çarpıyor. Eğer herr Adorno bu dönemlerde yaşasaydı tepkisi ne olurdu merak ediyorum. Bir taraftan devlet sanatçısı gibi kıymeti yüksek bir payeye sahip olan insanların ahlaki açıdan bir üçüncü reichsal duruma gelmesine pek de sakin bir tepki vereceğini sanmıyorum. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;Beyoğlu ilginç bir yer. Bir tarafta çarlara yakışan zenginlikler var diğer tarafta size 2 milyona bir avuç leblebi satmaya çalışan ve muhtemelen sokakta yaşayan ekonomik özürlü arkadaşlar. Tabii “sosyal devlet” denilen şey hukuk kitaplarında sadece bir terim olmaktan öte bir gerçeklik olsaydı bu gelir kantarsızlığı yaşanmayacaktı diye de hayıflanmadan edemiyorum.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;Gerçi bu bize dobi şişman çift gıdılı hazret Özal’dan bir miras. Memurlarla başlayan işini bilme sanatının bütün topluma yayılmış olması ve &amp;nbsp;işini bilemeyenlerin adamdan sayılmaması bu olaylara sebebiyet veriyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;En son ne zaman tiyatroya gittiniz ey okurlar? Artık iyice haftasonsal bir aktivite haline gelen bu üzgün ve süzgün sanat dalını niye kimse sallamamakta ve tiyatroculara &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;“Ha o mu, dingil dingil oyunlarda oynar, baba parası yer”&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;yaftasının yapıştırılması rahatsız etmiyor mu sizi de? Gerçi burada tiyatronun da teatral özelliğini kaybederek suya ve sabuna dokunmayan apolitik bir şey haline dönmesi de sorun. Nerede Shakespeare’i, Brecht’i uyarlayan insanlar. Kral Lear eğer herhangi bir günümüz sosyal sorununa değinmeden bitirilebiliyorsa öyle tiyatroyu kim sallayacak? Bu sinir dingildeten durum televizyon ve beraberinde gelen dizilerin ayyuka çıkması ile daha da feci bir hale geliyor. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;Aşk-ı Memnu’yu biz bir batı eleştirisi olarak sevdik mesela. Behlül, ingiltere’de homoseksüelliği ile tanışan bir dandy idi. Adnan bey’in de boynuzları o kadar stratosfersel bir hizaya erişmiyordu. Şimdi google’dan arıyorsunuz, haşırt diye öpüşme sahneleri, bihter’in memeleri şeklinde izleme linkleri çıkıyor. Halit Ziya’dan bahis yok. Ki bu öpüşme ve meme gösteriminin cinsel ilişki ile aynı kefede alınması sanırım Tak fişi bitir işi minvalinde bir cinsel eğitim veren türk filmi furyasından bir kalıntıdan kaynaklı. Öyle ya, bir ara ayda 3435345 tane mektup alan Güzin abla’nın en büyük sorunuydu bu.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;“Güzin abla öpüştüm hamile kalır mıyım acaba” &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;sorusu çok dominant bir şeydi. Tabii burada Güzin abla’mızın kafasında “bu kadın öpüşmekle neyi kastetti, öpüşme ile başlayan Alman miki tarzı bir filme mi döndü yoksa oğlan sadece dil ile ağız eksplorasyonunda mı kaldı” sorusu da peydahlanıyor. Ki mutaassıp bir aile ablası kontenjanından hayatımıza ekleşen bu ablamızın da:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;“Sevgili kızım, eğer çıplak kalıp fanfinfon yaptıysanız bir doktora görününüz” &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;diyecek hali yok. Çok kafkaesk bir durum. Gregor Samsa’nın bir gün kalkıp böcek olarak kendini bulması gibi bu kızımızın da takribi 5 ay sonra bir adet şiş karın ve içindeki cenin ile kendini bulması gibi bir durum da sözkonusu.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;Ki doktora gitmek de ayrı bir mesele, sağlık ocağından bu işin kendileri tarafından yapılamayacağına dair sevk alınacak, sevkle beraber hastaneye gidilecek, sıra beklenecek, don’t lüzum bir para ödenecek ve doktor ile karşı karşıya kalınabilirse eğer:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;“Doktorcuğum biz öpüştük! Bende bir bebeksel dilemma var mıdır” &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;sorusu sorulacak. Doktor “hım” layarak en başta bir jinekolojik muayene ve kan testi isteyecek, kan testine yine bir araba para ödenecek sonra da huzursuz bir bekleyiş başlayacak. Eğer sonuç hüzünlü bir müspet değil ise sevinilecek değil ise “Ne bok yiyicez” sorusu alacak hanımkızımızı. Nitekim günümüz gençleri mart kedisi gibi vurkaç saldırısı peşinde olduklarından bir bebek ve dolayısıyla gelen evlilik müessesesine pek bir olumsuz bakmakta.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;Her ne kadar böyle bir tarakta herhangi bir kumaştan yapılma bezim olmamasına rağmen ben de karşıyım bu evlenme müessesesine. Olay monogamisel bir faşizmde değil, bir insanı hayatın sonuna kadar görmede ve sıkılmamada yatıyor. Ki kuyum ticareti, kim kimin ayağına bastı tribi, akrabasal tavırlar falan da üstüne sos olarak geliyor. Oysa senelik bir anlaşma olsa, her sene bu akdi yenilesek ortada herhangi bir boşanmasal dilemma da kalmayacak ve üstüne er kişilerimizin çok sevdiği&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;“Ben ne bok yersem yiyim, nikahı bastım ya nah ayrılır benden”&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;tribi de kaybolacak. Ki ilişkilerde bu karşılıklı acı çektirme ve bundan haz alma olayı da bambaşka bir etap. Arabesk diyeceğim, araplarda böyle bir çilesel hedonizm görmedim. Bu olsa olsa bize özgü bir “misery loves company” şeysi sanıyorum. Öyle olmasa sevgili “yapan” veya evlenen kişilerimizin ilk aktivitesi “hemen metres bulmalı” olmaz. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;Çok mu daldım bu ilişkisel olaylara ne? Ama insanlar insanca yaşamak yerine dandik bir hayat sürme konusunda bu derece ısrarcı olmasa bende bu takıntı olmayacak.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;İyi pazarlar efendim. Sizi sevmeyen ölsün mü?! (artık slogan atarak yazılarımı kapatmaya karar verdim.)&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3490042627249117773-4219225386712703388?l=akkapli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akkapli.blogspot.com/feeds/4219225386712703388/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://akkapli.blogspot.com/2011/09/pazar-ve-bilimum-sasalsal-sendromlar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3490042627249117773/posts/default/4219225386712703388'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3490042627249117773/posts/default/4219225386712703388'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akkapli.blogspot.com/2011/09/pazar-ve-bilimum-sasalsal-sendromlar.html' title='Pazar ve bilimum şaşalsal sendromlar'/><author><name>Ozgur Ozan Cakmak</name><uri>https://profiles.google.com/109462684658928532035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh3.googleusercontent.com/-EWHHnsuKXc8/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAAa8/5lWAQPbZkfE/s512-c/photo.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3490042627249117773.post-883391756834161591</id><published>2011-09-14T01:25:00.001-07:00</published><updated>2011-09-14T01:25:39.368-07:00</updated><title type='text'>Bir nevi teatral yazım tarzı…</title><content type='html'>&lt;br /&gt;&lt;div style="background-color: transparent;"&gt;&lt;h3 dir="ltr" id="internal-source-marker_0.9510699782986194"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 16px; font-weight: normal; white-space: pre-wrap;"&gt;Yer: Beyoğlu’nda bir nargileci. Kısa bacaklı bir sehpa, dört tane kırmızı yastıklı dört adet koltuk. Bir adet nargile (naneli-üzümlü, şapkasız). Masada bir adet tarot destesi, bir adet “Kalemimin sapını gülle donattım” kitabı… Şak motor.&lt;/span&gt;&lt;/h3&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;ADAM: Hadi artık canına yandığımın sonuçlarını açıklayın da red cevabımı göreyim.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;Adamın elindeki netbook’a yakın plan markaj. Kilis üniversitesinin sayfasında akan duyuruları okuyabilecek derecede bir netlik.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;ADAM: 30 temmuz dediniz hala açıklayacaksınız. Belgeleri yollarken son tarihi bile bu kadar gevşetmemiştiniz. Adiler!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;Film dondurularak seyirciye bilgi aktarımında bulunacak insan sesi. Hulûsi Kentmen olabilirdi ölmeseydi.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;ANLATICI: 26 senedir bilimum öğretim kurumlarında dirsek çürüten ADAM bey son olarak öğretim üyesi yetiştirme programına başvurmuştur bir can havli ile. CV’sini bilimum fontlarla bezeyerek yollamış, NATO’nun ve AB’nin pek beğendiği özgeçmişi ile yurtiçi kargoya bilimum miktarlarda para bayılarak “Aman ağbi nolur ulaşsın erkenden” serzenişleri ile plastik torbaların içine eskaza yine plastik olan zarfları koymuş ve göndermiştir. Çakma astronom (3 sene istanbul üniversitesi’nde geçirmiştir dirseklerini calculus ve küresel astronomilerde çürüterek), sertifikalı felsefeci (Hacettepe bir boş anında mezun etmiştir) ve eğitimdeki bir sosyologdur (Hacettepe yine felek bir gün salakken almıştır bahsigeçen insanı). Üstüne üstlük yine bir gaz ile girdiği Amerikalıların ingilizce sınavından da yüksek bir not almıştır. Ama buna rağmen Tunceli yüzüne bile bakmayınca daha batıda olan üniversitelerin de ne yüzüne ne de belgelerine bakacağına inanmamaktadır bahsigeçen öznemiz. Hatta “ulan eğer alırlarsa renk renk biçim biçim kelebek sıçacağım herhalde” diyerek bir rakı sofrasında kendisini hüzne boğmuştur. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;Zaman normal akışına devam eder. Herhangi bir değişme, bir kıpraşma yoktur bahsigeçen sitede. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3490042627249117773-883391756834161591?l=akkapli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akkapli.blogspot.com/feeds/883391756834161591/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://akkapli.blogspot.com/2011/09/bir-nevi-teatral-yazm-tarz.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3490042627249117773/posts/default/883391756834161591'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3490042627249117773/posts/default/883391756834161591'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akkapli.blogspot.com/2011/09/bir-nevi-teatral-yazm-tarz.html' title='Bir nevi teatral yazım tarzı…'/><author><name>Ozgur Ozan Cakmak</name><uri>https://profiles.google.com/109462684658928532035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh3.googleusercontent.com/-EWHHnsuKXc8/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAAa8/5lWAQPbZkfE/s512-c/photo.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3490042627249117773.post-8945753454983765731</id><published>2011-09-14T01:24:00.001-07:00</published><updated>2011-09-14T01:24:35.924-07:00</updated><title type='text'>Havadan sudan…</title><content type='html'>&lt;br /&gt;&lt;div style="background-color: transparent;"&gt;&lt;h3 dir="ltr" id="internal-source-marker_0.9510699782986194"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 16px; font-weight: normal; white-space: pre-wrap;"&gt;Sanırım havalar hepimizden topluca nefret etmekte. Hava gri, ama gri olmasına rağmen yollar susuz, yağmursuz… bir yağsa biraz olsun rahat edebileceğiz belki ama iki gram su attırmayı lüks görüyor Thor.&lt;/span&gt;&lt;/h3&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;Ev de öyle hafiften kızartıcı olunca topladım pılımı pırtımı yallah ver elini beyoğlu’nun arka sokakları. İstiklal’i sevemiyorum artık, insanlara çarpmadan gitmek için ayrı bir beceri gerekiyor yürümek için. Ancak kitap çıkacak, benim kitap alışkanlığı damar yaparak Pandora ve Robinson’u zengin etme niyetiyle dolup taşacağım öyle çıkılıyor eskinin Pera’sına. Bu arada sami hazinses’in kitabı çıkmış tebrik ettim ama yine de etmeliyim buradan.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;Güzel bir yer biliyorum, asma altı, genelde serin olan ve nargilesi de hoş olan. Çektim laptobu oraya şekil beş figür altı istikametinde. Boktan bir güne eulogy yazmak niyeti ile başlayarak kendi Beckettsel hayatıma doğru transit geçebilecek bir yazıya kurban etmek istemiyorum bu güzel nargileyi.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;Buradakiler bile alışmış “Her zamankinden mi ağbi” şeklinde insanca sorularla karşılaşıyorum. “Her zamankinden güzel kardeşim” geyiğini yapmak bu seferlik bana da mahsus bir olay. Yanına arkadaş olarak da bir çay çekince monoton bir monologdan ziyade fokurtu ve çay karıştırma sesi ile bir triologa dönüşüyor benim oturuşum. Hollanda’da 6 ay boyunca gittiğim die drie gezüsters (Three sisters imiş ingilizcesi) bile böyle bir muamele yapmıyordu, orası da ayrı komik. Akrabasevmezliğin bize özgü olmadığını kanıtlarcasına yanyana aynı isimde üç adet dükkan. Hepsi ayrı bir kızkardeşin ve hepsi birbirini sevmez nitelikte. Birinde bira 4 euro ise haşırt diye diğerleri 3 ve 2’ye çekiveriyor. Birinde speeddate olayı varsa diğerleri de benzer atraksiyonlara giriveriyor. Tüketici için süper bir olay olsa da olayın komedisini değiştirmiyor bu.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;Gerçi grolisch diye boktan bir birayı değil 1 euroya üstüne para verseler yine içmem. Yokluktan içiliyor, soğuk, alkol, bira sonuçta ama mide yakan cinsinden. Jagermeister istiyor gönül ama onu da veren yer saat 5’ten sonra açılmakta. E o kadar vakti nasıl öldüreceksiniz? Okul zaten taş çatlasın 2-3 saat. 11’den sonra kantinde pineklemek de bir yere kadar. Kabul bu sayede nice tiyatro eseri bitti, nice Dostoyevskiler tekrardan okundu ama bayıyor be kardeşim bir noktadan sonra.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt; Velhasıl kelam istanbul’u bekliyorum gözlerim kapalı, üzerimde bir gri gökyüzü, içimde umutsuz bir çocuk…&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3490042627249117773-8945753454983765731?l=akkapli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akkapli.blogspot.com/feeds/8945753454983765731/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://akkapli.blogspot.com/2011/09/havadan-sudan.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3490042627249117773/posts/default/8945753454983765731'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3490042627249117773/posts/default/8945753454983765731'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akkapli.blogspot.com/2011/09/havadan-sudan.html' title='Havadan sudan…'/><author><name>Ozgur Ozan Cakmak</name><uri>https://profiles.google.com/109462684658928532035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh3.googleusercontent.com/-EWHHnsuKXc8/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAAa8/5lWAQPbZkfE/s512-c/photo.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3490042627249117773.post-351524592482100317</id><published>2011-09-14T01:23:00.003-07:00</published><updated>2011-09-14T01:23:58.942-07:00</updated><title type='text'>Selim’den bir gün</title><content type='html'>&lt;br /&gt;&lt;div style="background-color: transparent;"&gt;&lt;h3 dir="ltr" id="internal-source-marker_0.9510699782986194"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 16px; font-weight: normal; white-space: pre-wrap;"&gt;Gün ağarıyor yavaş yavaş, sanki güneşin üstünde devasa bir yük varmış da yükselmek istemiyormuş gibi. Bir tarafta turnacıbaşı’nın kedileri miyavlıyor, fuhuş dolu geçen bir geceyi sona erdirmenin mutluluğu ile. Sarman olan takribi üçbuçuk sularında zilzurna sarhoş şekilde parkedilmiş Şevrolet’in lastiklerine işiyor.&lt;/span&gt;&lt;/h3&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;“Selim! Selim kalk!”&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;Selim hiç oralı olmamaktadır, o sırada sınıfın en güzel kızı Neriman ile kaynakvari bir biçimde öpüşmektedir, filmlerde olduğu gibi hissetmektedir kendini.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;“Selim diyorum! Kalksana oğlum, okula geç kalıcaksın”&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;Gözlerini ovuştura ovuştura Neriman’ın koynundan uyanır Selim. Boktan lisenin boktan ikinci sınıfında, bir tarafında testler diğer tarafında ergenlik, öte yanda okuldaki dersler beri yanda öss stresi ile cebelleşmektedir. Sigaraya henüz başlamamıştır, oysa bu kabile reisi gibi hissedeceği günün ertesi 50 sene sonra akciğer kanserinden öleceği o hüzünlü güne kadar fosur fosur içecektir Selim.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;“Tamam yea kalktık! Beş dakka daha uyusaydım nolcaktı yani”&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;Kahvaltıya oturur, yalandan bir çay iki zeytin tanesi yuvarlar ekmeğe arkadaş olsun diye. Sırt çantasına defterleri tıkıştırır nefret ede ede. Soru bankası ona gülümseyerek bakar çantanın içinden… “&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;Selim beyler bugün de bizi çözmeyecekler mi?” der gibidir beyaz sayfalar.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;“Çözmeyecekler! Ne bugün ne de yarın…” dercesine hışımla kapatır çantanın fırdöndüye dönmüş fermuarını.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;Okul standarttır, derslerde uyunmakta, uyunmadığı sıralarda Neriman’ın bacaklarına bakılmakta, biyolojicinin efsanevi vücuduna bakılarak iç geçirilmekte ve beden dersinde sınıfın erkek soyunma odasına döndüğü vakitlerde bahsigeçen biyolojicinin don rengi sorunsalı ortaya çıkmaktadır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;Okul bittikten sonra Tanrı tarafından kullarını denemek için özenle dikaçılaşmış Kazancı yokuşundan dershaneye gider Selim. Etüd denilen ve genel olarak sayfa kenarlarına bilimum grafik hikayesel denemeler çiziktirilerek öldürülen vakitlerdir bunlar. Ha bir de test mest gak guk yapılmakta ama Selim altılı tutturmaya çalışan bir rakun gibi bir türlü doğru “kuttucukları” dolduramamakta ve her deneme sınavı sonrasında rehberlik hocası tarafından bu gidişhatın kötü olduğu ve bir an önce ipin ucunu yakalaması gerektiği telkin edilmektedir. Selim için ip ve ucu boktan ve boş laflardır, rehberlikçi gudik bir şakirttir ve doğrusunu istersek katıksız bir ibne olduğu düşünülmektedir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;Selim evine gider, üstünü değiştirir, ve özenle aynı geçecek diğer günün gelmesi için gözlerini kapatır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3490042627249117773-351524592482100317?l=akkapli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akkapli.blogspot.com/feeds/351524592482100317/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://akkapli.blogspot.com/2011/09/selimden-bir-gun.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3490042627249117773/posts/default/351524592482100317'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3490042627249117773/posts/default/351524592482100317'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akkapli.blogspot.com/2011/09/selimden-bir-gun.html' title='Selim’den bir gün'/><author><name>Ozgur Ozan Cakmak</name><uri>https://profiles.google.com/109462684658928532035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh3.googleusercontent.com/-EWHHnsuKXc8/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAAa8/5lWAQPbZkfE/s512-c/photo.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3490042627249117773.post-3103513133050262118</id><published>2011-09-14T01:23:00.001-07:00</published><updated>2011-09-14T01:23:24.943-07:00</updated><title type='text'>Nebulamsı başağrılar</title><content type='html'>&lt;br /&gt;&lt;div style="background-color: transparent;"&gt;&lt;h3 dir="ltr" id="internal-source-marker_0.9510699782986194"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 16px; font-weight: normal; white-space: pre-wrap;"&gt;“Gel gel istanbul beşdakka istanbulbeşdakka” diyerek bir 0345’e yolcu toplamaya çalışan değnekçilerin arasından yılankavi hareketlerle sıyrılarak AŞTİ’de Pamukkale bürosu ile gözgöze geldim. Ankara’da iki gün geçirilmiş, belgeler alınmış, kargoya verilmiş, insanlarla görüşülerek alkol ve nargile kürüne girildiğinden eve gidilmek istenmese de gidilmek zorunda olduğundan gara gelinmişti. Gardan önce internet sayesinde bilet aldığımdan tuzum ve bilimum baharatsal zamazingom kuruydu.&lt;/span&gt;&lt;/h3&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;“Tünaydınlardan bir çelenk! Biletim vardı benim!”&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;“Buyur?”&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;“İnternetten bilet aldıydım beyefendi, az sonra kalkacak olan **30 otobüsüne”&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;“Adınız Özgür mü?”&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;“Ta kendisi” &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;şeklinde bir diyalog sonrası pembebeyaz biletim, übertombik çantam ve ben otobüse doğru bıdırdamaya başladık. Otobüse geçilip oturulduğunda büyük ölçüde boş olduğu görüldü, bebek yok, bebekle uğraşırken bebekten daha fazla ses çıkartarak daha sinir dingildetici anneleri yok, muhteşem güzelliğe sahip olarak çaktırmadan kesilecek ve mola yerinde bilimum yazma atraksiyonlarına girilecek genç bayanlar da olmadığından mutlu, huzurlu ve eğlenceli bir yolculuk olacağı kesinleşmiş bir haldeydi.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;Sonra adamlar dondurma servisi yaptılar.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;Dondurma güzel bir şey, dondurma normalde de çok tüketilen, serinleten, sıcaklarda, bunaltıcı bir havada dünyayı bir cennet bahçesine çevirebilen bir şey. Ama otobüste ilk defa rastlaşıyordum kendisiyle. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;“Merhaba sayın dondurma, sizi yiyeceğim sanırım”&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;“Evet sayın yolcu… YE BENİ”&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;eh dondurmanın dediğini ikiletmeye gerek yokken alındı tüketildi. Daha sonra Transformers 2 izlenirken gacırt efektiyle otobüs durayazdı. Durayazdı derken adam kontağı kapatarak arabadan indi yani. Benim minör bir trafik sıkışıklığı sandığım şeyin ta bolu tüneline kadar giden istemsizce oluşan bir arabasal konvoy olduğu öğrenilince şöför abi kendisinden ve aracından beklenmeyen bir atiklikle u dönüşü yaparak e-5 rotasına girdi.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;Daha sonra istanbul il sınırına girildi, 1 saat sonra ilk yolcu indirimi ile tanışabildik. Otobüs terminallerini insanlar tatile gitmek için doldurmuşlar mı ne? Hayır bu kadar insan buradaysa, şehirde kim var? Şehirde birileri varsa bu insanlar kim olmaktalar? Ve ben kimim de bu kadar soruladım bu insanları ve tatil ihtiyaçlarını? Sanırım yanıt “6 yıldır tatile çıkmayan biri” olduğu için böyle.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;Daha sonra alibeyköy’e gelindi, inildi, sel almamış alibeyköy’ün de olabileceği görülerek pek şaşıldı. Ve evet servis vahşeti ile tekrardan tanışıldı.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;Servis vahşeti, ki bu kendine ait bir terimi hakeden nadir vahşetlerdendir, aşağı yukarı şöyle gelişen bir olaydır. Otobüsünüzden inersiniz, yorgun argın ilk gömleğinde “Bıdı seyahat” yazan insana yaklaşarak “ağbi taksim servisi hangisi” diye sorarsınız. Abi sigarası elinde, “beşdakka bekleyin yanaşçak” der, gidersiniz. Gidersiniz de otobüsler gelip gitmekte, dolmuşlar boşalarak geri dönmekte ama herhangi bir doluş ve gidişe henüz rastlanamamaktadır. Gidip akıbetini sorduğunuzda “Ne aceleniz var kardeşim, yazıyor işte yarım saatte bir kalkar diye” ters ters yanıt veren insan evladına “Hassiktir oradan! Kaç yarım saat oldu ne giden var ne gelen!” yanıdını verdiğinizde de ekşın çıkar. Ama servis şöförleri çoğunluğu oluşturan bir güruh olduğundan döv döv bitmeyebilir ve elinizi bilimum dolmuş şöförüne bulamış olsanız da eninde sonunda size bulanmış eller şekline dönüşecektir o çatışma. Bir nevi bireysel Irak Amerika savaşı ınınıın. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;Yamukkale bu kadar abartmamakla beraber servis konusunda sinir testi yapabilecek bir konumda olduğunu söylemeliyim. Tam akıbet sorma evresine erişmişken dolmuş abi yaklaşarak “Taksim Bşiktaş” şeklinde bir kelamda bulununca hop oturuldu, dışarıdan bir şekilde daha sıcak olan klimalı servisin içine. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3490042627249117773-3103513133050262118?l=akkapli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akkapli.blogspot.com/feeds/3103513133050262118/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://akkapli.blogspot.com/2011/09/nebulams-basagrlar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3490042627249117773/posts/default/3103513133050262118'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3490042627249117773/posts/default/3103513133050262118'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akkapli.blogspot.com/2011/09/nebulams-basagrlar.html' title='Nebulamsı başağrılar'/><author><name>Ozgur Ozan Cakmak</name><uri>https://profiles.google.com/109462684658928532035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh3.googleusercontent.com/-EWHHnsuKXc8/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAAa8/5lWAQPbZkfE/s512-c/photo.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3490042627249117773.post-6028985061905913409</id><published>2011-09-14T01:22:00.001-07:00</published><updated>2011-09-14T01:22:43.089-07:00</updated><title type='text'>Öylesine</title><content type='html'>&lt;br /&gt;&lt;div style="background-color: transparent;"&gt;&lt;h3 dir="ltr" id="internal-source-marker_0.9510699782986194"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 16px; font-weight: normal; white-space: pre-wrap;"&gt;Kamil bey evden çıktığında sıcak bir yaratıkmışçasına yüzüne yüzüne çarptı. “Yahu ev daha soğukmuş çıkmasa mıydık” diye içinden geçirse de, bir kere üst baş giyinilmiş, ele baston alınmış, leb-i derya görüp biraz serinlemek, biraz çay içip kendine gelinmeye karar alınmıştı. &lt;/span&gt;&lt;/h3&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;Hem ev daha büyük bir sıkıntıydı Kamil bey için. Bir tarafta okunması gereken kitaplar ona bakmakta, diğer tarafta herhangi bir baltaya sap olamamışlığın kanıtı olan belgeler ve eğitimsel sertifikalar yığını durmaktaydı. Duvarların üstüne üstüne gelmesine ek olarak, ebeveynler “hadi artık askerlik de bitti, bir iş bul evlen” baskısını sürdürmektelerse de ortada ne iş ne de bir hatun bulunmadığı için karşılıklı bir sinir harbi olmaktaydı telefonsal telefonsal. Arada gelen giden çevirilerle ev kirası dönse de yiyecek içecek ve temel hayatta kalma şeyleri için ebeveynlere dönülüyordu doğal olarak ve her ayın hüzünlü başlarında “Kamil oğlum… bak artık bu son olsun…” lafları ile biten telefon konuşmaları yapılıyordu.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;Kamil’de farkındaydı bunun, zaten işin en koyan kısmı da buydu ya. “Sanki biz istemiyoruz amına koyayım” diye homurdanıyordu boş telefona. Ama farkında olmak gerçekliği hiç enterese etmemekte, her geçen gün biraz daha boktan bir iklime doğru sürüklenmekteydi.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;Kamil bey Asri Turşucusunun oradan Çukurcuma’ya inerek oradan Tophane üstünden Gerilla nargile hareketi yapacaktı. Hava sıcaktı, kediler kendilerini bir kenarlara atmışlardı patilerini dört bir yana atarak. Asri turşucusunun karakteristik sıcak sarımsak kokusunun oradan inerken Şevket ile karşılaştı BMW’sinin içinde.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;Şevket ile Kamil aynı okullarda okumuşlardı şansın verdiği düşeşle. İlkokulda sıra arkadaşlığı ile başlayan bu ilişki ortaokul ve lise sıra ve kolçaklı oturaklarında devam etmiş, üniversitede de amfisel bir kardeşlik olarak gelişegelmişti. Ancak bu giriş gelişmenin hüzünlü bir sonucu olacaktı, zira Şevket bir şekilde parayı ve parayla beraber gelen şan şöhret, hatun ve bilimum şeyi kapmışken Kamil bey yaklaşık 1999’da neyse hala oydu. Hala arkadaşlardı, yani “Merhaba, merhaba” arkadaşlığı ne kadar arkadaşlıktan sayılıyorsa o kadardı. Şevket birkaç defa satır arasında “ağbi gel bişeyler yapalım çalış benimle” dese de Kamil bunu kendine yedirememekte, kendisine eşit olarak gördüğü birisinin yanında “işçi” olmayı delikanlılığa sığdıramamaktaydı.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;“Vaay Kamil? Nereye böyle allahsız” diye sordu yavşakça bir gülümsemeyle Şevket, araba kabriolet denen cinsten, yanında oturan hatun ise mini etekli ve memelerinin olduğunu gösteren türdendi.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;“Ne olsun Şevket ya, öyle bir hava alayım dedim”&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;“Atalım seni? Yakınsa atla.”&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;“Yok be abi, hem yürümüş olurum iyi gelir.”&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;“Sen bilirsin, neyse hadi görüşürüz”&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;diyerek bastı gaza Şevket. Bana çukurcumanın yolları sana prezervatifler diyebilirdi Kayahan eğer bu durumu görseydi, ama görmedi ve böyle bir beste çıkmadı ortaya.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;Gölgelerden gide gide ulaştı Tophane’ye. Nargile kokuları ve çay bardaklarının karıştırılırkenki tingildemesi ile karşılaşılıyordu. “Ooo Kamil ağbim de gelmiş” diye karşıladı bir türlü adını ezberinde tutamadığı nargileci çırağı/garsonu. Kafasını salladı, “naber” diyebildi, “Eh işte be abi idare ediyoruz” dedi çocuk gülümseyerek. Kamil bey içinden “hassiktir oradan, bir nargileye 20 lira çakıyorsun 40 tane masa da dolmuş şimdiden, idare etmek böyleyse…” dese de dışarıya renk vermedi. “Neli yaptırıyorum ağbi? Her zamankinden mi?” diye sordu çocuk varolan boşluğu doldurmanın verdiği dayanılmaz hazla. “Evet Osman, naneli ve bir çay” dedi. “Başım üstüne abim” diyerek hızla uzaklaştı adının hatırlanması Kamil bey’e mini bir zevk veren Osman.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;Planların başta deniz kenarına endeksli olup imkb gibi bir anda devalüe olarak Nargilecide bitmesinde hava sıcaklığı, Şevket ile konuşmanın verdiği dayanılmaz angst ve “sıçmışım deniz kenarına bakıp noluyo” düşüncesi çok etkili faktörlerdi. Nargilesi geldi, derin derin iki nefes çekerek hep yanında taşıdığı bastonunu bir kenara koydu Kamil, ve çantasından bir not defteri çıkartarak yazmaya başladı:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;“Kamil bey evden çıktığında sıcak bir yaratıkmışçasına yüzüne yüzüne çarptı…” &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3490042627249117773-6028985061905913409?l=akkapli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akkapli.blogspot.com/feeds/6028985061905913409/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://akkapli.blogspot.com/2011/09/oylesine.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3490042627249117773/posts/default/6028985061905913409'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3490042627249117773/posts/default/6028985061905913409'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akkapli.blogspot.com/2011/09/oylesine.html' title='Öylesine'/><author><name>Ozgur Ozan Cakmak</name><uri>https://profiles.google.com/109462684658928532035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh3.googleusercontent.com/-EWHHnsuKXc8/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAAa8/5lWAQPbZkfE/s512-c/photo.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3490042627249117773.post-1609180857773961559</id><published>2011-09-14T01:21:00.001-07:00</published><updated>2011-09-14T01:21:41.775-07:00</updated><title type='text'>Anlamsızca mutluluklar!</title><content type='html'>&lt;br /&gt;&lt;div style="background-color: transparent;"&gt;&lt;h3 dir="ltr" id="internal-source-marker_0.9510699782986194"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 16px; font-weight: normal; white-space: pre-wrap;"&gt;Merabalardan bir demet! Sizi sevmeyen ölsün efendim. Her kim olursanız olun, nerede hayatınızı idame ettirme çabasında olun, güzel olun, çirkin olun, çüklü olun memeli olun hepinizi ay lav yu!&lt;/span&gt;&lt;/h3&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;Hafif kızarma istikametine giderken sağ sapakta indiren bu havalar sağolsun evden çıkmak için hazırlanmak da bir bela. Düşünürken bile insanın içinden çıkası gelme hissiyatı sünüyor. Pijamaları çıkart, tişört seç, kot seç (allahtan bu iş kolay), &amp;nbsp;üzerini değiş, çantaya mp3çalar koy ki yolda anlamsız ve anlamsız olduğu kadar gereksiz olan muhabbetlere maruz kalma, kitap koy, anahtarı ara, bulamayınca sunturlu küfret, en kel alaka yerde bul, çık kapıyı kilitle, dış kapıyı kilitle…&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;Bu süreçte de it gibi terlemek de bonusunuz, afiyetle terleyin!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;Bu sinir dingildeten durumdan kurtulmak aslında çok kolay. Çıkılmaya da bilir? Hadi çıkıldı diyelim nüdist çıkılabilir? Sonra ahlak polisinden ahlaksal atraksiyonlar da üstüne bedava ekşın olur. Hem belki belli olmaz almanca miki filmi durumlar tarzı da olabilir. Çağımız herşeyin satıldığı çağ netekim, güzel çirkin ot bok… gel vatandaş gel alanı da var satanı da var! &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;Denenmemesi gereken bir yazı olduğu için bu yazının etiketlerinden birisi “denememeler” Hem meme var içinde hem de olumsuzluk eki. Eh yazı yazmak zaten sıkıntılı bir iş, kontinental bir keyfe gelmek lazım ki eller klavyeye gitsin. Klavye tabii, siz hala kalem kağıt diyalektlğinde misiniz? Herşey uçar formattayken, büyük siyasal olayların en maksimum hafızada kalma süresi 1 hafta açparantez eğer dünya kupası veya başka ayaktopsal olaylar yoksa tabii kapaparantez iken yazının bir yerlerde kalması kadar hıyarca ve hıyar olduğu kadar abuk bir şey olamaz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;Hadi mucks hepinizi. Haşırt diye öperim ne olduğunu anlamazsınız. Anlamamanız gerektiği için belki de anlamazsınız, herkes bizi öpmekte en başında adını yazarken büyük D kullanan bir kurum. O vergisi bu vergisi, en olmadı katma değer, özel tüketim, lüks tüketim vesaire vesaire vergileri. Boktan bir nargile bile vergiye tabi ise ve yanında ona arkadaş içilen çay bile boynu bükük boynu bükük büyük D’ye belli bir miktar para kazandırmaya yarıyorsa bize sormadan, ben öpmüşüm çok mu. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #404040; font-family: Georgia; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;Bankamatik günler!&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3490042627249117773-1609180857773961559?l=akkapli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akkapli.blogspot.com/feeds/1609180857773961559/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://akkapli.blogspot.com/2011/09/anlamszca-mutluluklar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3490042627249117773/posts/default/1609180857773961559'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3490042627249117773/posts/default/1609180857773961559'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akkapli.blogspot.com/2011/09/anlamszca-mutluluklar.html' title='Anlamsızca mutluluklar!'/><author><name>Ozgur Ozan Cakmak</name><uri>https://profiles.google.com/109462684658928532035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh3.googleusercontent.com/-EWHHnsuKXc8/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAAa8/5lWAQPbZkfE/s512-c/photo.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3490042627249117773.post-6018751263162607346</id><published>2010-11-20T10:54:00.000-08:00</published><updated>2011-10-03T05:54:27.403-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='denemeyişler'/><title type='text'>Arsız Nargileci</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://www.practicalturkish.com/nargile-you've-come-a-long-way-baby.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://www.practicalturkish.com/nargile-you've-come-a-long-way-baby.jpg" width="188" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Kırıkkale Günler efendim! Bu güzel, güzel olduğu kadar da kısa olan İstanbul ziyaretim bu gece itibari ile sonlanmakta. Nitekim bol bol gezildi, görüldü, aile sevindirildi, haftaya olacak olan kurum ziyaretleri, ödenmesi gereken kredi borcu ve bilimum hüzünlü şeyler tartışılarak bir sonuca vardırılamadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nitekim bugün de olağan bir şekilde saat 12 sularında başlayarak valide sultan hazretlerini işyerinden almamızla başladı. "Sana pantolon alalım!" şeklinde olan kıyafetsel edindirme obsesyonu ile karşılaşıldı. Zarla zorla def edildi bu obsesyon, nitekim kendisi de biliyor benim kıyafet dükkanları ile olan aramın pek Vanya Dayı'sal olduğunu. İhtiyaç olduğunda giderim alırım sözüne de inanmıyor,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Sen almazsın! Parayı elektroniğe yatırırsın!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;diyor. E kadın haklı, malını biliyor. Nitekim şu geçtiğimiz on onaltı senedir elektronik, bilgisayar şu bu şeklindeki civcüvlü aletlere yatırdığım para ile sanırım bir ferrari, bir porsche alınabilirdi abartmasız. Velhasıl ben pek memnunum arabasız bir parya olmaktan. Arabam yok bir sürü kitabım ve elektroniğim var, yaya geçitlerindeki yayalara nefretle bakan, en büyük hayali bankadaki sıfırlarını biraz daha büyütüp bir karı 2 çocuk 3 tane de metres yapmak olan birisi olmaktansa bu paryalık halinden son derece memnunum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse, anne sultan hazretlerini beşiktaş'a bıraktıktan sonra bir vapura atlayarak geçtim karşıya. Arkadaşlarımla buluşacağım plan o ama arkadaşların bu plandan haberi yok. Gidince ararım noolcak diyorum nitekim gittim aradım hepsinin birer işi çıkması gibi bir durumla karşı karşıya kaldım. Neyse dedim boşver bas git Vazgal'a, kedi severim en kötü diyerek verdim kendimi sokaklara. Dün şaak diye bulduğumuz kafeyi bugün bulabilmek pek orkinossal hale gelmiş. Benim GPS sistemi olmadığından ötürü beynimde gittim moda yoluna çıktım ve doğal olarak kayboldum. Soruyorum duyan bilen yok. Bu kafenin fantastik kurgularda olan bir defa alışveriş yapabildiğiniz dükkanlardan birisi olduğunu sorgulamaya başlamıştım ki şaak önüme çıkıverdi Alper abi ile yaptığım bir yön bulma sohbeti sonucunda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gidildi, oturuldu, priz bulma temalı iki üç yer değiştirimden sonra dışarıda, bahçede bir yer bulundu. Gider gitmez gırgır adını verdiğim minik kedicik ok gibi fırlayarak kucağıma zıpladı... zıplayamadı gerçi tırnaklarını geçire geçire bacak dağcılığı yaptı. Nitekim bu derece kompülsif bir kediye karşı koymak olmaz diyerek dişler sıkıldı ve kedi kucağa oturarak uyumaya, gırlamaya, kuyruk sallamaya, kafasını oraya buraya sürterek horlamaya başladı. Bir taraftan çeviri, çay, duman, diğer taraftan beni sev patisi, gırgırlaması.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2-3 saat böyle su gibi geçti. Kedicik su içti geldi ama yemek vakti gelince nankör hayvanlık yaparak yemeğini yedikten sonra terketti gitti beni eşek. Sonra eve dönme teatisi başladı, vapurlarda güzellik yarışması mı düzenleniyor ne? Bakakalıyorum bazen binen bazı insanlara, güzel hanımkızlarımıza yani. Bakakalıyorum derken "ayı gibi" kesme mevzusunu kastetmiyorum, siz öyle anladıysanız o sizin Boris Vianlığınız. Kibarca bir defa bakıp beğenilerek önümdeki kitaba dalıyorum. Ne yani bakarak henüz bir şey elde edebilmiş olan var mı? Ront yönteminin tek işe yaradığı dönem evlerin etrafında henüz ağaçlar varken miki filmleri çok pahalıyken kendisine bunu ucuzlatmaya ve canlı halde izleyerek risk almaya değer bulan insanların olduğu dönemdi. Ki orada da bu işe yarayış daha çok onanizm olarak kendini göstermekte ve ortaya çok da besili bir sonuç çıkmamakta. Heyecanı da çok çok, "acaba sevişecekler mi" den başlayıp "lan acaba ağaç bizi çekecek mi" sorusuna kadar değişen ölümcüllükte sorularla bezeli iş gibi oya gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Velhasıl eve dönülüyor, eve dönülmekle kalınmıyor kapı bile çalınıyor. A misafir, hatta çocuklu bir misafir. Çocuk çocuk değil anırgaç. Komik olduğu sıklıkla iddia edilen ama henüz bir komikliğine denk gelemediğim ve ismiyle mağrur akıllı tv izlemekte. Gülmüyor, "çokgh gomigh" şeklinde bir ses yığını ile daha çok etrafı güldürmeye çalışan bir Mehmet Ali kıvamında. Güldüğü zaman da teşhis edildi, AIAAIAIAIA gibi bir ses çıkıyor o zaman da. Her gülüşünde komedinin elden düşüp bu derece kasıklara, baldırlara ve hatta topuğa indiğini gören, duyan, komedya yazarları - başta Moliere - bana dönüp soruyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ağbi senin şu beylik tabanca dolu mu?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;diye, olmayan beylik tabancası ile yok bir intihar tezgahlama peşinde Mösyö Moliere. Veriyorum eline revolveri, Bam diye bir ses duyuluyor, yerler büsbütün harf... üstüne gazete bile örtmüyorlar Moliere'in. Gazeteler bile paçavra halde, kapatmıyor o kadar harfi, Moliere'i. Kafka geliyor, sigaralaşıyoruz, derin derin dumanlar çıkartıyoruz bütün kapalı mekanlarda sigara içme yasaklarına inat.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;not:&lt;br /&gt;kızlı resim koydum, başka türlü bakmıyorsunuz, okumuyorsunuz!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3490042627249117773-6018751263162607346?l=akkapli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akkapli.blogspot.com/feeds/6018751263162607346/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://akkapli.blogspot.com/2010/11/arsz-nargileci.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3490042627249117773/posts/default/6018751263162607346'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3490042627249117773/posts/default/6018751263162607346'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akkapli.blogspot.com/2010/11/arsz-nargileci.html' title='Arsız Nargileci'/><author><name>Ozgur Ozan Cakmak</name><uri>https://profiles.google.com/109462684658928532035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh3.googleusercontent.com/-EWHHnsuKXc8/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAAa8/5lWAQPbZkfE/s512-c/photo.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3490042627249117773.post-1668830296955144080</id><published>2010-11-19T11:18:00.000-08:00</published><updated>2010-11-19T11:18:03.776-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='denemeyişler'/><title type='text'>Elvan Gazoz</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_bjXYnuTre38/TObNWBEAknI/AAAAAAAAASA/SVIy4A2uoKs/s1600/TR-Elvan+Gazoz.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_bjXYnuTre38/TObNWBEAknI/AAAAAAAAASA/SVIy4A2uoKs/s1600/TR-Elvan+Gazoz.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;İnsan kuş misali azizim, bir gün Paris'te Montmarte'da çay yudumlarsın, diğer gün Moda'da nargile fokurdatırsın. Arada bu kanatlanmayı sağlayan pek sayın boeing 747 aleyhisselam'a da bir selam çakmak gerekli tabii. Yoksa insan zembil kullanamıyor henüz, oradan oraya zembilli seyahat güvencesiyle gitsin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Velhasıl bugün havanın masmavimsi bir gökyüzüne sapsarı bir güneşi konuk ettiğini, bu konuklaşma esnasında bulut dediğimiz pamuğumsu dostlarını almadığını görünce kanım kaynadı, aldım sırtıma çantamı yallah attım kendimi sokağa. Kafada kurulan plan iskeleye gidilecek, vapura binilecek, vapur eğer herhangi bir aksi durumla açparantez vapurların aksi durumla karşılaşması pek olağan bir durumdur noktanoktanokta kapaparantez karşılaşmazsa kadıköy civarında İstemi ile buluşulacak çay içilip muhabbet edilecek. Bu planın işlememesi için hiç bir sebep göremeyen ben gerilla tophane üzerinden iskeleye, daha doğrusu iskeleciğe ulaştım. İskelecik diyorum zira geçtiğimiz yıllarda artık vapur kaptanlarının yanaşmadan anladıkları şeyin çarpma olduğu gerçeğinin verdiği depresyona dayanamayan iskele şaak diyerek alabora olarak intihar etti. Olay yerine gelen polisler bir intihar mektubu bulamadılar pek doğal olarak. Lakin onun yerine belediyemiz kuma getirmekte gecikmedi, ama gelen kuma pek bir kumda oynayacak şekilde amatörce, müsamerece, bir nevi prefabrike bir iskelemsi oldu. Yani biz kibarlığımızdan, keçiye Abdurrahman Brother diyebilecek tandansta olduğumuzdan iskele diyoruz, yoksa henüz iskele kelimesi sözlükte kendine öyle bir anlam seçmiş değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nitekim ulaşıldıktan hemen sonra bir adet vapur yanaştı. Ben bu yaver giden şansa şaşakalarak baktım. Zira benim olağan vapur seyahatlerim genel olarak iskele +15 dakika gibi bir şeydir. Ben gelirim ama vapur ile saatlerimiz hiç uyuşamamakta. Nitekim bu vapur da yolcu boşaltımından sonra bomboş bir halde yoluna devam etti. Yerine gelecek olan stepne vapuru beklerken yüzüme bir sırıtma yayıldı doğal olarak. Nitekim murphyonik auram beni yine yarıyolda bırakmamış ve olağan 15 dakika gecikmemi asayişi berkemal etmeyecek bir şekilde engellememi engellemişti. Sonrakine atlandı, simit ayran alınarak kemirildi bir güzel martılara baka baka. Kıvıv kuvuv sesli martılar, vapurla yarışmaya çabalasalar da boğaz rüzgarı bizden yana olduğundan kötü kötü bakmakla yetindiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vazgal kafeye gittik sonra. Nargile + sınırsız çay teklifi beni oldukça cezbeden bir Moulin Rouge haline dönüştürmüştü orayı. Üstüne üstlük nargilesi de güzel olmasın mı, hatta kadrolu kedilere sahip bir yer de çıkınca burası İstanbul olağan karargahı olarak belirledim kafamda. Eskiden Çorlulu Ali Paşa'ya vermiş idim bu sıfatı ancak bir adet yavru kedi üstümde mırmırlayınca çok zor olmadı bu statü değişimi. Eşek sıpası kirli su içmeye çalışıyordu nitekim&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Gerizekalı! Zehirleneceksin!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;diyerek aldım kucağıma. Bir baktım patiler ıslak, patiler çamurlu. Kotumda bir adet yavru kedi patisi izi olmuş. Mıncırdım mırlattım pancar motoru gibi. Eşek sıpası işte. Hem sevimli hem de pis. Olağan önemli konular konuşuluyordu bu arada iki adet fokurdamanın eşlik ettiği. Gece yavaş yavaş doğmaya, gün kararmaya başlayınca acıkıldığı bilgisi ulaştı bize midemizden. Mideyi ikiletmek olmaz, marş marş yemek aramaya çıktık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bahariye kalabalık, kadıköy zaten kalabalık. Arada bir saniyeliğine gördüğüm ömür boyu aşık olunabilecek yüzlerin olduğu bir insanlar yığını şeklinde müteşekkil olmuş. Yemek ararken köpeğine bebeği gibi davranan insanları acıyarak izledik. Köpek zaten bir acayip olmuş, kuaför artı ek sebeplerden ötürü, ablanın ilgisi daha da bunaltıcı. Hayvan şizo bakışlarla etrafı süzmekte, paranoyaya bağladığı hüzünlü zamanlarda bu hüznünü havlama ile dışarı vurmakta ama kimse tarafından iplenmediğini farkedince daha da beter şizoidleşmekte. Neyse ki fazla sürmedi bu işkence ve yemek bulabildik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yemek yemek güzel bir eylem, nadide bir eylem hele hele bir insan ile muhabbet ederken yemek yemek daha da hoş bir şey. Hem mideniz doluyor hem zihniniz, çifte bir doyum söz konusu. Sonrasında gelen güzel bir çay ile gününüz de aydınlanırsa hele hele...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3490042627249117773-1668830296955144080?l=akkapli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akkapli.blogspot.com/feeds/1668830296955144080/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://akkapli.blogspot.com/2010/11/elvan-gazoz.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3490042627249117773/posts/default/1668830296955144080'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3490042627249117773/posts/default/1668830296955144080'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akkapli.blogspot.com/2010/11/elvan-gazoz.html' title='Elvan Gazoz'/><author><name>Ozgur Ozan Cakmak</name><uri>https://profiles.google.com/109462684658928532035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh3.googleusercontent.com/-EWHHnsuKXc8/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAAa8/5lWAQPbZkfE/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_bjXYnuTre38/TObNWBEAknI/AAAAAAAAASA/SVIy4A2uoKs/s72-c/TR-Elvan+Gazoz.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3490042627249117773.post-9112049510802382380</id><published>2010-11-18T10:18:00.001-08:00</published><updated>2010-11-18T10:20:56.488-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='denemeyişler'/><title type='text'>Salman Rüştüsel Heyecanlar</title><content type='html'>&lt;div style="color: #404040; font-family: Georgia, serif; font-size: 16px; line-height: 24px; margin-bottom: 1.5em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_bjXYnuTre38/TOVuam_BcII/AAAAAAAAARs/V680M7JdqHU/s1600/rushdie460.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="208" src="http://3.bp.blogspot.com/_bjXYnuTre38/TOVuam_BcII/AAAAAAAAARs/V680M7JdqHU/s320/rushdie460.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Merhabalar efendim, yine ben. Muzur müzikallerden çıkma bir hayatım olduğundan şu son haftanın pek bir mülayim, pek bir kaldırım mühendissel geçtiğini söylemek gerekmekte. Gerçi bu mühendisliğin temelinde yatan sessizlik abidesi Stargate sg1 olmakta. 11 Sezon neredeyse her gün sabahlayarak seyretmeme rağmen 5. sezonu ancak ortalayabildim denilebilir.&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #404040; font-family: Georgia, serif; font-size: 16px; line-height: 24px; margin-bottom: 1.5em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;Her neyse, bu derece popüler kültürsel tirbüşonlanmanın ötesinde benim size anlatmak istediğim şey yol inşaatları. Niye bu kadar taktım bu yol inşaatlarına çünkü bu aptal inşaat benim evim ile nargilecim arasındaki yolu talan etmekle kalmayıp her gün grayderle gezilmesi sinir dingildetici bir hale geliyor. Sorarsanız adı beyoğlu görünüm tarlabaşı, ama üstünden geçile geçile Tarla’da bizlere ömür olmuş halde. Bir nevi bireysel Camel Trophy, ınınıın. Bu yolun ne zaman adam gibi bir yol olacağı o adam gibi olan yolun ne zaman yeterince adam bulunmayıp yıkılacağı da eş olarak belli değil. Öyle ya yeni iktidara gelen her belediye yolun yeterince fiyakalı olmadığına karar vererek ilk iş bu yolları ideolojik fiyakaya oturtma yoluna gidiyor. İnsanca bir durum olmuyor bu zira yol inşaatı tek başına taşları değiştirmekle alakalı bir olay değil. Orası delinecek taşlar götürülecek, delinirken delinen su elektrik havagazı borusu tamir edilirken vatandaş sanayi o süreç dahilinde susuz, elektriksiz ve gazsız kalacak. Oysa adam gibi bir belediyemiz olsa tek bir yol konusunda anlaşır bir defa yapılır, o da adam gibi yapılarak bir daha uğraşmak zorunda bırakılmaz. Bu new york ve bilimum amerikan kentlerinde geçen filmlerde gördüğümüz devasa mega gigantik kanalizasyonlar yapılarak kablo ve bilimum boruların buradan geçmesi sağlanarak herhangi bir patlama çatlama ve kırılma durumunda sinir bozucu rattatata sesi olmadan 2 tane insanı aşağı göndererek tamir etme imkanı sağlanabilir.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #404040; font-family: Georgia, serif; font-size: 16px; line-height: 24px; margin-bottom: 1.5em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;Ama bizim ülke genç bir ülke olduğundan henüz ne mimari ne de sokaksal açıdan bir sanatsal stabiliteye haiz değil. Bir de karanlık ve elektriksizlik can sıkıntısından, “ne yapsak ki” sorusuna “hadi sevişelim” diyecek çiftlerimizi sağladığından ötürü bize bebek olarak dönmekte. Haşırt, bir taşla iki kuş, hem tasarruf hem de nüfus artışı. Öyle ya nüfusumuzun artması nüfuzumuzun artmasıyla eşdeğer hala. Bu yeni doğacak çocuğun nasıl kaliteli bir yaşama sahip olacağı şu özlü sözle hasır altı ediliyor: “Allah rızkını verir”.&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #404040; font-family: Georgia, serif; font-size: 16px; line-height: 24px; margin-bottom: 1.5em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;Tamam karşim, ben buna karşı değilim. Yani Allah’ın bizim görmediğimiz ama dünya üstünde bulunan bir rızık fabrikası olabilir ama biz de insanlar olarak biraz karar vererek 7 çocuk yerine 2 çocukta karar vererek bu olası 7 çocuğun insan larvası gibi yetişmesi yerine 2 tane insanca yetişecek çocuk yapabiliriz.&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #404040; font-family: Georgia, serif; font-size: 16px; line-height: 24px; margin-bottom: 1.5em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;Çocuk olayı da ayrı bela. Geçen evde oturuyorum yine, şaşırtıcı olmayan bir biçimde tatili takır takır öldürüyorum, kurbansız cinayet olur mu, kurşun izleri ile ölmüş saatleri henüz kimse göremediği için sanırım bu ona giriyor. Vici vici vici diye sesle doldu sokak. Hayır ses, eskiden üretilen ve bir küvet ahlakı varken kullanışlı olan plastik sarı ördeklerin sıkıldığında çıkan sesi. Kafayı uzattım baktım, çocuk koşmasıyla ritmik bir biçimde çıkan bir ses bu. Ayakkabılar bu sesi çıkartmakta. Pek ilginç bir icat olarak buldum bu buluşu. Tamam zamanında ergenliğe girerken ben de böyle basıldığında ışık çıkartan L.A. Gear pabuçlarım oldu kabul ama bu ses hakiki ve safi bir biçimde sinir bozucu. Olmayan bir sivrisinek gibi. Hayır çocuk da ufak, uyarsanız iki dakika susacak sonra “şu beşinci kattaki amcayı deli edeyim çok eğlenceli oluyo” diyerek inadına koşturmaya başlayacak. Siz de elinizdeki pompalı tüfekle bir nevi mini atış talimine girerseniz çok balistik ve polisiye bir durum yaşanacak.Sonra gazetelere manşet “Akademisyen, çocuk öldürdü!” &amp;nbsp;Hayır yargıca da anlatılamaz, kafa şaapan bir ses yüzünden bu duruma düşüldüğü. Benim bir taraftan daha da dilemmalara düşüren şey bu pabucu kimin ürettiği? Bir nevi psikolojik harp mi bu Türkiye’mizin say say bitmeyen düşmanları tarafından yapılan. Bitmiyor çünkü siz “düşman” kontenjanından yazıyorsunuz, hop ertesi gün müttefikimiz addediliyor. Öyle ya Yunanistan mesela bu George Orwellsel kontenjanda sayılabilecek bir devlet. Bir palikarya oluyor, hava sahamıza tecavüz eden, kızlarımızı yunan damatlarla evlendirmeye meyilli; bir anda haşırt yunan kardeşlerimiz oluyor. İnanıyorum 80 sonrası gençliğin ekseriyetle bu derece saftrik olmasının sebebinde bu kararsızlık yatıyor.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #404040; font-family: Georgia, serif; font-size: 16px; line-height: 24px; margin-bottom: 1.5em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;Arkadaşların yüksek ısrarı sonucunda John Fowles’un “The Magus“‘unu aldım. Sanırım 10. bölüme gelmeme rağmen hala saramadı bu kitap ve milletin tam olarak bu kitapta ne bulduğunu kerterizleyemedim. Ana karakterin tek bir numarası var ingiliz bir bohem olması. Hayır çizilen profil bir irlandalı profili, sünger gibi içerek elalemin kızlarına musallat olan bir kardeşimiz. Gerçi roman icabı kızlar buna musallat oluyorlar ya muhayyilemize eziyet olan bu sürreel durumlar bana pek inandırıcı gelmiyor. Zira şu zamana kadar kimse bana musallat olmadı sadece Blake okuyorum diye. Bu durumda benim tipsizliğimden de bahis açılabilir ama bu benim çok Schengen vizesi koyabileceğim bir durum. 8 tane ameliyattan sonra çok Brad Pittsel bir hal taşımayacağım çok malumun ilamı bir durum.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #404040; font-family: Georgia, serif; font-size: 16px; line-height: 24px; margin-bottom: 1.5em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;Siyah haşin deftere yapılan bu öcü karalamalar umarım sizi eğlendiriyordur, zira bu ekseriyetle kızgın ama bu sinir dingildemesini dışarıya yansıtmayan adamın tek patlayabileceği yer burası.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #404040; font-family: Georgia, serif; font-size: 16px; line-height: 24px; margin-bottom: 1.5em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;İnşaatsız günler!&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3490042627249117773-9112049510802382380?l=akkapli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akkapli.blogspot.com/feeds/9112049510802382380/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://akkapli.blogspot.com/2010/11/salman-rustusel-heyecanlar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3490042627249117773/posts/default/9112049510802382380'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3490042627249117773/posts/default/9112049510802382380'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akkapli.blogspot.com/2010/11/salman-rustusel-heyecanlar.html' title='Salman Rüştüsel Heyecanlar'/><author><name>Ozgur Ozan Cakmak</name><uri>https://profiles.google.com/109462684658928532035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh3.googleusercontent.com/-EWHHnsuKXc8/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAAa8/5lWAQPbZkfE/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_bjXYnuTre38/TOVuam_BcII/AAAAAAAAARs/V680M7JdqHU/s72-c/rushdie460.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3490042627249117773.post-5230903252915676227</id><published>2010-11-18T09:40:00.000-08:00</published><updated>2010-11-18T09:44:36.628-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='denemeyişler'/><title type='text'>Öküzseven</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_bjXYnuTre38/TOVl75wyYZI/AAAAAAAAARo/g7rJYVBdvF8/s1600/okuz01.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://1.bp.blogspot.com/_bjXYnuTre38/TOVl75wyYZI/AAAAAAAAARo/g7rJYVBdvF8/s320/okuz01.jpg" width="224" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Efendim, çağımız evde oturarak facebook, twitter ve bilimum diğer sitelerde sosyalleşme çağı. Biz de zorla da olsa bu zamana ayak uydurmak zorunda kaldık. Her ne kadar "bizim zamanımızda mektup var idi" diyebilecek neslin son kalıntılarından olsam da o teknolojiye asla ısınamadığımı belirtmeliyim. Kısası birilerinin resimlerini görüyorum kendi arkadaşım olan arkadaşlarımın konu mankeni olduğu, eh merak bu resimli kutucuğu dürtüp bakınca insanın aklından&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"vay anasını kıza bak, öküze bak"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sözü geçiyor. Yani bahsigeçen öküz cidden öküz sapiens olarak sınıflandırılabilecek bir ağbi. Saçlar jöleli, yüz kıllı, gövdede pembe bir gömlek, gömlekte tanrı triko olduğunu ifade eden kılların bir nevi Amazon ormanı gibi fışkırageldiği iki düğme açılmış, altta düşük bel bir kot yüzde yavşak bir sırıtma. Sokakta görsem elime sopayı alır girişim denilecek bir tip. Öküz aleyhisselam'ın profilini merak edip dürterseniz iki albüm görüzlüyorsunuz, biri kendisi (ve kısmen sevgilisi VE kendisi) biri de arabası ve kendisi. Yanına yaklaşıp şu soruyu sorası geliyor insanın:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Beyefendi, hayata bir defa daha gelecek olsanız yine bu kadar öküz mü olurdunuz?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her ne kadar genellemelerin hepsine karşıyımdır, genellemelerin geneli yanlıştır şeklinde kendi içinde yanlışlığını ifade eden yalın bir ifade kullanabilirim ama bu ağbilerin oluşturduğu bir yanlışlanamaz genelleme kümesi var yau. Fabrika çıkışlı tiki kızlarımızın karşısındaki fabrikadan çıkıyor bunlar sanırım. Aynı kalıp, aynı kültür seviyesi, aynı tripler, aynı insanlar. İnsan kendisini bir Kafka romanında veya Joyce evreninde hissediyor, kim yazdıysa bu eseri Absürd kavramına o kadar takık ki her konuda bir altmetin olarak hissediyorsunuz varoluşçuluğun bu temel terimini.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3490042627249117773-5230903252915676227?l=akkapli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akkapli.blogspot.com/feeds/5230903252915676227/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://akkapli.blogspot.com/2010/11/okuzseven.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3490042627249117773/posts/default/5230903252915676227'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3490042627249117773/posts/default/5230903252915676227'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akkapli.blogspot.com/2010/11/okuzseven.html' title='Öküzseven'/><author><name>Ozgur Ozan Cakmak</name><uri>https://profiles.google.com/109462684658928532035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh3.googleusercontent.com/-EWHHnsuKXc8/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAAa8/5lWAQPbZkfE/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_bjXYnuTre38/TOVl75wyYZI/AAAAAAAAARo/g7rJYVBdvF8/s72-c/okuz01.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3490042627249117773.post-3822435633392600995</id><published>2010-11-18T08:40:00.001-08:00</published><updated>2010-11-18T08:42:55.696-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='denemeyişler'/><title type='text'>İstanbul'dan bildiriyorum... gözlerim kapalı...</title><content type='html'>&lt;div style="color: #444444; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 14px; line-height: 19px; margin-bottom: 10px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 10px; outline-color: initial; outline-style: none; outline-width: 0px;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_bjXYnuTre38/TOVXggVA8GI/AAAAAAAAARk/mjDO2YaGlHQ/s1600/istanbul+ve+c%25CC%25A7ay....png" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://2.bp.blogspot.com/_bjXYnuTre38/TOVXggVA8GI/AAAAAAAAARk/mjDO2YaGlHQ/s320/istanbul+ve+c%25CC%25A7ay....png" width="213" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Evet anlaşıldı, olayın periyle meriyle alakası yok aziz karilerim. Nitekim istanbul’a girişte altılı paket halinde gördüğüm zenci apaçi takımı ile gözlerimi açıp daha sonra manyakteyze (tm) faciasına maruz kaldığımdan ötürü şu acı gerçeğin farkına vardım… Ankara eğlenceli bir yer değil lan. Gece geldim, sabah elim bir şekilde diş fırçasını unuttuğumu farkettim. Her mantıklı insan gibi markete, evet marketler açık bayramları acayip bir biçimde - değişiyor muyuz ne? - bir adet dişfırçası alarak uzun, uzun olduğu kadar da sıkıcı, sıkıcı olduğu kadar da geriatri kliniğine benzeyen bir kasa sırasına mandallandım.&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #444444; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 14px; line-height: 19px; margin-bottom: 10px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 10px; outline-color: initial; outline-style: none; outline-width: 0px;"&gt;“Daha ne kadar bekliyicez” diyen titrek teyzenin önündeki daha genç olan ve abla ile teyze arasındaki o ince sınıra tecavüz edebilecek bir yaşta olan ablateyze elindeki poşetlerden aldıkları, yani illa gramatik açıdan doğru olacaksak alma niyetinde bulunduğu, malları çıkartmakta, kasiyerciğime vererek okutturup tekrardan koymaktaydı. E bu işlem haliyle gereksiz bir sökçıkar sürecine maruz kaldığından ötürü uzun bir süre boyunca tamamlanamadı doğal olarak. Kasiyerciğim ne yapsın, bayram günü iki tanesini bırakmışlar can havliyle çalışıyorlar. Diğer ablateyzenin işi bitti sıra bu titrek ablaya geldi. Ama ablanın derdi sanırım alışveriş ve sohbet. Kasiyercik bir an önce işini bitirmenin peşinde bu konuşmuyor kafa sikiyor artık. Sonra da “ay konuşmaya daldık unutmuşum” diye beylik tabancadan çıkan bir patlama gibi bir laf patlattı yazarkasadaki sonucu işaret edince sıkkınbıkkın kasiyer. Hangi konuşma? Gayet monolog idi teyzeciğim o desen, sana tebelleş olası var; sussan kasiyer kızla gözgöze geldik koptuk kopacağız ben o ve dişfırçam. Acayip kafkaesk bir ortam oluştu bir anda.&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #444444; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 14px; line-height: 19px; margin-bottom: 10px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 10px; outline-color: initial; outline-style: none; outline-width: 0px;"&gt;Teyze konuşmaya devam ederken, hala, cüzdanını çıkartmayı başardı ve 33 lira 63 kuruş çıkarttı. 3 kuruşu teker teker saydıktan sonra “ah kızım iyi bayramlar bizim de bir yeğen var…” lafını etti ki telefonu çaldı. İyi ki çaldı zira bu teyzelerin yol üstünde gelin/damat/yeğen/torun bulma ve buldurma aşaması benim çok sinir olduğum ve bu konuda bu sinirimi oldukça demokratik olarak paylaştığım bir konu. Eskaza bir şekilde evlenmiş, ve üstüne üstlük iki sırtlı yaratığa dönüşerek bir çocuk da peydahlamış olabilirsiniz. Ve hatta o çocuk bütün aksi durumlara rağmen türeyebilecek hale gelmiş ve kendisi de iki sırtlı yaratığın bir sırtını oluşturabilmenin önkoşulu olan kamışın dsi güvencesi ile su borularına bağlanması dönemini de geçmiş olabilir. Ve fakat bundan bana ve bize ne kollektiv olarak bekleyen market müşterileri olarak? Bunun belli bir usulü vardır hani, gençler görür beğenir koklaşır yer yer sevişerek birbirlerini alırdı hani? Ya da görücü usulü dediğimiz bir nevi rus ruletimsi oyun oynanırdı? Ne ayak lan bu markette efendi efendi çalışan kıza veya yanında efendi efendi puşkin okuyan bana sardırmak?! Neyse.&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #444444; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 14px; line-height: 19px; margin-bottom: 10px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 10px; outline-color: initial; outline-style: none; outline-width: 0px;"&gt;Telefon çaldı, evden arandığını öğrendik. Nerede kaldığının sorulduğunu, teyzenin pek bir AB’ye girebilecek tavırla - ama yine titreyerek - “Sana ne” cevabını öğrendik. Evde bayram mı yok ne? Sonra bir hışım aldı gitti torbalarını teyze. Ben o hışmın ardından bir elimde diş fırçam, diğer elimde kasiyer kızın cep telefonunun bulunduğu kağıt, dudaklarımda bir ıslık - beethoven 9. senfoni - eve gittim.&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #444444; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 14px; line-height: 19px; margin-bottom: 10px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 10px; outline-color: initial; outline-style: none; outline-width: 0px;"&gt;Acayip bir memleket lan burası.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3490042627249117773-3822435633392600995?l=akkapli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akkapli.blogspot.com/feeds/3822435633392600995/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://akkapli.blogspot.com/2010/11/istanbuldan-bildiriyorum-gozlerim-kapal.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3490042627249117773/posts/default/3822435633392600995'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3490042627249117773/posts/default/3822435633392600995'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akkapli.blogspot.com/2010/11/istanbuldan-bildiriyorum-gozlerim-kapal.html' title='İstanbul&apos;dan bildiriyorum... gözlerim kapalı...'/><author><name>Ozgur Ozan Cakmak</name><uri>https://profiles.google.com/109462684658928532035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh3.googleusercontent.com/-EWHHnsuKXc8/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAAa8/5lWAQPbZkfE/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_bjXYnuTre38/TOVXggVA8GI/AAAAAAAAARk/mjDO2YaGlHQ/s72-c/istanbul+ve+c%25CC%25A7ay....png' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3490042627249117773.post-7255928082821077212</id><published>2010-11-18T08:28:00.000-08:00</published><updated>2010-11-18T08:28:04.027-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='denemeyişler'/><title type='text'>İlk posta</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_bjXYnuTre38/TOVSZpNvnXI/AAAAAAAAARg/UB2La_BeCxI/s1600/notebook.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://1.bp.blogspot.com/_bjXYnuTre38/TOVSZpNvnXI/AAAAAAAAARg/UB2La_BeCxI/s320/notebook.jpg" width="275" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Ankara günler efenim! Posta diyerek &amp;nbsp;başladım ve acayip bulduğum bir kelime olduğunu farkettim. &amp;nbsp;İnsana otuzbir ile alakalı anıları çağrıştırıyor acayip bir biçimde. Otuzbir de çok acayip bir kelime düşününce. 3 ile 1'in yanyana gelmesinin kimde nasıl bir erojen tepki oluşturduğu merak edilesi &amp;nbsp;bir hale geliyor. Tabii benim akşam akşam "acayip" kelimesine böyle yıldırım bir aşk ile bağlanmış olmam da pek acayip. Konumuza dönersek eğer bu mevzunun&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Napıyosun abi"&lt;br /&gt;"Osbir amınagoyum"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şeklinde bir diyalogdan mı, yoksa cumhuriyet döneminde yeni temelleri atılan Türkçe'mizin aya "çekme" fiilini reva görmesinden ötürü mü doğmuş, dile yerleşmiş tam bilinmiyor. Zamanın TDK'sı ve TTK'sı bunu araştırmamış, zaten niye araştırsın? Efendi insanlar onlar. Böyle ayıp ama komik şeyleri araştırmazlar, araştırdıysalar bile medar-ı iftiharımız Pinochettin zamanında özenle yok edilmiştir onlar Reichstag Seka Akkağıt Üretme Tesislerinde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neysemney, burası böyle bir blog; eskiden &lt;a href="http://karakapli.tumblr.com/"&gt;karakaplı&lt;/a&gt; olan ama giderek aklaşan kapağıyla adı değişen kendisi de değişen bir yer. Kısmen komik, yer yer erotik, çok zaman da dilsel kaos içerisinde olabilesi olan bir yer burası zira yazarı olan bendeniz de böyle bir şahıs yer yer, kısmen ve çok zaman.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3490042627249117773-7255928082821077212?l=akkapli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akkapli.blogspot.com/feeds/7255928082821077212/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://akkapli.blogspot.com/2010/11/ilk-posta.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3490042627249117773/posts/default/7255928082821077212'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3490042627249117773/posts/default/7255928082821077212'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akkapli.blogspot.com/2010/11/ilk-posta.html' title='İlk posta'/><author><name>Ozgur Ozan Cakmak</name><uri>https://profiles.google.com/109462684658928532035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh3.googleusercontent.com/-EWHHnsuKXc8/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAAa8/5lWAQPbZkfE/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_bjXYnuTre38/TOVSZpNvnXI/AAAAAAAAARg/UB2La_BeCxI/s72-c/notebook.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
